blog ara « önceki blog  |  sonraki blog »  |  şikayet et giriş  

Ahmet Muhip Dıranas

 

Ahmet Muhip Dıranas

1908'de İstanbul’da doğdu (Bazı kaynaklara göre 1904 Sinop). 21 Haziran 1980'de Ankara’da yaşamını yitirdi, Sinop’ta gömüldü. İlkokulu Sinop'ta okudu. Ankara'ya gelerek, öğretmenleri arasında Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın da bulunduğu Ankara Erkek Lisesi’nden 1930'da mezun oldu. 1930-1935 arasında Ankara'da Hakimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı. Ankara Hukuk Fakültesi'ne girdi ama 2 yıl sonra eğitimi bıraktı. İstanbul'a gitti. Güzel Sanatlar Akademisi'nde kitaplık müdürü oldu. Bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam etti. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Müdür Yardımcılığı görevine getirildi. 1938'de Ankara'ya döndü. 1942'ye kadar Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nın yönetmenliğini üstlendi. 1946'da Çocuk Esirgeme Kurumu yayın müdürü oldu. 1957'de aynı yerde Yayın Müdürlüğü'ne atandı. 1949'dan başlayarak Zafer gazetesinde köşe yazıları yazdı. Politikaya girme denemeleri başarılı olmadı. 1966 ve 1972 arasında Anadolu Ajansı, Türkiye İş Bankası yönetim kurulu üyeliği, Devlet Tiyatrosu Edebi Kurul Başkanlığı gibi üst düzey bürokratik görevler yaptı. İlk şiiri "Bir Kadına" 1926'da "Muhip Atalay" imzasıyla Milli Mecmua'da yayınlandı. Servet-i Fünun, Varlık, Çığır, Ataç, Yücel, Oluş, Ülkü, Şadırvan, Yeni Lisan, Hisar dergilerinde yayınlanan şiirleriyle Cumhuriyet döneminin etkin şairleri arasına girdi. Hecenin Beş Şairi ile Garip Akımı arasında yer alır. İlk şiirlerindeki Baudelaire etkisinden sıyrılarak dil ve üsluba ağırlık verdi. Şiiri plastik bir söz bütünü haline getirene kadar yoğuran bir şair oldu. "Olvido", "Kar", "Fahriye Abla" bu oluşumun önemli ve yıllardır unutulmayan örnekleri. Dıranas, Orhan Veli ve arkadaşlarının çıkışından sonra unutulmaya başlanan hece şairleri arasında geçerliliğini yitirmeyen, bir süre sonra da yeniden yüceltilen tek şairdir. Çevirileri, düzyazıları ve oyunları da büyük ilgi gördü.


 


ESERLERİ

ŞİİR:
Şiirler (1974)
Kırık Saz (Bugünkü dille Tevfik Fikret’in şiirleri) 1975
Şiirler (yaşam öyküsünü de içeren bir incelemeyle birlikte 1982)

OYUN:
Gölgeler (1947)
Çıkmaz (O Böyle İstemezdi’nin ilk yazımı)
O Böyle İstemezdi (1948)
Oyunlar (Gölgeler ve Çıkmaz birarada) (1977)

 

 

Yazının Kategorisi [ Şair ve Biyografi ]

Adnan Binyazar

 

ADNAN BİNYAZAR

 

7 Mart 1934'te Diyarbakır’da doğdu. Dicle Köy Enstitüsü’nü, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Çorum ve Maraş İlköğretmen okullarında, Ankara Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Yüksekokulu’nda, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, Şentepe Lisesi’nde, Devlet Konservatuvarı’nda, İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda öğretmenlik yaptı. Türk Tarih Kurumu’nda görev aldı. 1978'de Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı'na getirildi ve bu görevi sırasında Ulusal Kültür ve Çeviri dergilerinin sorumlu yönetmenliğini yaptı. Türk Dil Kurumu Yayın kolu başkanlığına seçildi. 1981 yılında gittiği Berlin’de Eğitim Senatosu’nda çalışırken, İncila Özhan’la birlikte 6 ciltlik Türkçe-Dil ve Okuma Kitabı’nı ve bu çalışmalara yönelik bir Öğretmen Kılavuzu’nu hazırladı. Gymnasiumlar için Türkçe Müfredat Programı hazırlama kurullarına başkanlık yaptı. İsveç ve İsviçre’de öğretmen yetiştirme projelerinde görev aldı. 1961-1966 arasında çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Daha sonra eleştiriye yöneldi. Almanya'da yaşıyor.

Kişisel internet sitesi: home.arcor.de/binyazar


ESERLERİ:

Yazmak Sanatı (1969, Emin Özdemir’le birlikte)
Dedem Korkut'tan Öyküler (1972)
Toplum ve Edebiyat (1972)
Cumhuriyet’in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl (1973)
Aşık Veysel (1973)
Kültür ve Eğitim Sorunları (1979)
Ağıt Toplumu (1979)
Türk Dilinde 25 Ünlü Eser (1982)
Öğretmen Kılavuzu (1982)
Kan Turalı (1984, Dede Korkut masalı)
Dedem Korkut/Vier Attürkische Nomadensagan (1984, Türkçe-Almanca)
Yaralı Mahmut (1994)
15 Türk Masalı (1994)
Ozanlar Yazarlar Kitaplar (1998)
Yazın ve Bilim Dilimiz (1998, Metin Öztekin’le birlikte)
Yazılı Anlatım Bilgileri (1998, Emin Özdemir’le birlikte)
Masalını Yitiren Dev (2000, anılar) Ölümün Gölgesi Yok (2004, anılar)

Yazının Kategorisi [ Şair ve Biyografi ]

Ahmet Rasim

 

AHMET RASİM

 

 

1865'te İstanbul'da doğdu, 1932'de İstanbul Heybeliada'daki evinde yaşamını yitirdi. Menteşeoğulları'ndan Kıbrıslı Bahaeddin Efendi'nin oğlu. Kendisi doğmadan babası ailesini terkettiği için annesi Nevber Hanım tarafından yetiştirildi. Öğrenimini yolsul çocuklara eğitim hizmetini bugün de sürdüren Darüşşafa'da tamamladı. Posta ve Telgraf Nezareti kalemine memur olarak girdi. Bir yandan memurluk yaparken diğer yandan Ahmed Mithad'ın yayınladığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazılar yazmaya başladı. Kısa bir süre öğretmenlik yaptı. 2. Meşrutiyet'ten sonra Hüseyin Rahmi Gürpınar ile birlikte "Boşboğaz" isimli bir mizah dergisi çıkardı. Ceride-i Havadis, Tasvir-i Efkar, Yenigün, Akşam, Vakit, Cumhuriyet gibi gazetelerle birçok dergide çok sayıda makale, fıkra, gezi mektubu, anı türlerinde yazıları yayınlandı. Suriye, Sofya ve Romanya'da muhabir olarak bulundu. 1927'da İstanbul milletvekili oldu. Bu görevi ölümüne kadar sürdürdü. Daha çok ustası Ahmed Mithad'ın edebi çizgisini izleyen, döneminin güçlü akımı Servet-i Fünun içinde yer almayan Ahmet Rasim, öğrencilik yıllarında saltanata karşı çıkan şair ve yazarlara özenerek şiirler de yazdı. Daha sonra yazıya yöneldi. Ama şiiri bırakmadı. Muallim Naci etkisindeki şiirlerini "Leyla Feride" takma ismiyle Musavver Malumat dergisinde yayınlattı. Döneminin tüm edebiyat ve siyasi tartışmalarından uzak kaldı. Benimsediği gerçekçi-gözlemci çizgide yazılarını sürdürdü. Kısa, canlı cümlelere, yaygın ve güncel deyimlere dayanan arı bir İstanbul Türkçesi ile yazdı. Darüşşafaka'daki öğrencilik döneminde Zekaî Dede'den müzik dersleri aldı. Çoğunun güftesi kendisine ait 60 kadar şarkı besteledi. Bu şarkılardan 40 kadarı günümüze ulaştı.

 


ESERLERİ:

ROMAN-ÖYKÜ:
İlk Sevgili (1891)
Afife (1894)
Güzel Eleni (1893)
Meyl-i Dil (1897)
Bir Sefilenin Evrak-ı Metrukesi (1893)
Sevda-yı Sermedi (1897)
Gam-ı Hicran (1898)
Ülfet (1900)
Hamamcı Ülfet (1922)
İki Günahkar (1922)

ANI-FIKRA-BİYOGRAFİ-MEKTUP:
Eşkâl-i Zaman (fıkra, 1918)
Gülüp Ağladıklarım (anı, 1926)
Muharrir, Şair, Edip (Biyografiler 1924)
Cidd-ü Mizah (Biyografiler, 1920)
Şehir Mektupları (4 cilt, 1910-1911)
Falaka (Anı, 1927)
Fuhş-i Atik (Anı, 1922)
Gecelerim (Anı, 1896)
Ramazan Sohbetleri (Anı, 1913)
Ömr-i Edebi (4 cilt Anı, 1897-1900)
Romanya Mektupları (Anı-gezi, 1916)
İlk Büyük Muharrirlerden Şinasi (Biyografi, 1927)

TARİH:
Küçük Tarih-i İslam (1890)
Küçük Tarih-i Osmani (1891)
Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi (4 cilt, 1910-1912)
İki Hatıra Üç Şahsiyet (1916)
İstibdattan Hakimiyet-i Milliyeye (2 cilt, 1926)

Yazının Kategorisi [ Şair ve Biyografi ]

Ahmet Mithat

 

 

AHMET MİTHAT

1844'te İstanbul?da doğdu. 28 Aralık 1912'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. İstanbul Mısır Çarşısı esnafından Hacı Sülayman Ağa'nın oğlu. Babasını küçük yaşta kaybetti. 1854'te Vidin'de bulunan ağabeyi Hafız Ali Ağa'nın yanına gönderildi. Eğitimine burada başladı. 1857'de ailesi ile birlikte İstanbul'a döndü. Mısır Çarşısı?nda bir aktarın yanına çırak verildi. Ağabeyinin yanında çalıştığı Mithad Paşa'nın yanına girdi. Mithad Paşa 1861'da Niş Valiliği'ne atanınca ağabeyi ile birlikte Niş'e gitti. Rüşdiyeyi orada bitirdi. Rusçuk'da Tuna Vilayeti Kalemi'ne memur olarak girdi. Çalışkanlığı ile Mithad Paşa'nın gözüne girdi. Paşa ona kendi adını verdi. Bu arada özel dersler alarak Fransızca'sını ilerletti. 1866'da çevirmen olarak gittiği Sofya'da evlendi. Tuna Gazetesi'nin başyazarı oldu. 1869'da Mithad Paşa ile birlikte Bağdat'a gitti. Vilayet matbaası ve resmi vilayet gazetesi Zevra'nın müdürlüğünü yaptı. İlk kitabı olan Hece-i Evvel adlı ders kitabını burada yazdı. 1871'da ağabeyi ölünce İstanbul'a döndü. Tahtakale'deki evinin altına küçük bir matbaa kurarak kendi kitaplarını basmaya başladı. Bir yandan da Basiret gazetesine yazılar yazdı. 1872'da Namık Kemal ile tanıştı. Devir ve Bedir isimli iki gazete çıkardı. Bu gazeteler kapatılınca Dağarcık ve Kırkambar dergilerini yayınladı. Bu dergilerde çıkan yazılar nedeniyle Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik gibi yazarlarla birlikte Rodos'a sürgüne gönderildi. 3 yıl kaldığı Rodos'ta Medrese-i Süleymaniye isimli bir okul açıp ders verdi. 5. Murat'ın affıyla 1876'da İstanbul'a döndü. 1876'da İttihat Gazetesi'ni yayınlamaya başladı. Muhalif tutumunu yumuşatarak 2. Abdülhamit'e yakınlaştı. Devletin resmi gazetesi Takvim-i Vakayi ve devletin basımevi olan Matbaa-i Amire'nin müdürlüğüne atandı. Mithad Paşa davasında paşanın aleyhine tanıklık yaptı. 1878'de Osmanlı Sarayı'nın desteğiyle Tercüman-ı Hakikat gazetesini kurdu. 1888'de İsveç'te toplanan Müsteşrikler Kongresi'ne katıldı. 1895'te Meclis-i Umur-ı Sıhhiye ikinci reisi oldu. Aynı yıl Sabah gazetesinde yayınlanan "Dekadanlar" başlıklı yazısıyla Servet-i Fünun'u eleştirdi. Sanat ve edebiyat çevrelerinin tepkisini çekti. Yazarlığı bırakmak zorunda kaldı. Ölümüne kadar Darülfünun'da dünya tarihi ve dinler tarihi dersleri verdi, hayır kurumlarında çalıştı.

 

ESERLERİ:

ROMAN-ÖYKÜ:
Kıssadan Hisse (öykü, 1869)
Esaret (1870)
Hasan Mellah (1873)
Hüseyin Fellah (1873)
Dünyaya İkinci Geliş yahut İstanbul'da Neler Olmuş (1873)
Yeryüzünde Bir Melek (1875)
Felatun Bey'le Rakım Efendi (1875)
Karı Koca Masalı (1875)
Paris'de Bir Türk (1876)
Süleyman Musuli (1877)
Karnaval (1881)
Vah (1882)
Dürdane Hanım (1882)
Acaib-i Alem (fenni roman, 1882)
Cellad (1884)
Letaif-i Rivayat (25 kitaplık öykü dizisi, 1887)
Haydut Montari (1888)
Demir Bey yahut İnkişaf-ı Esrar (1888)
Gürcü Kızı yahit İntikam (1889)
Diplomalı Kız (1890)
Müşahedat (romanın romanı, 1891)
Hayal ve Hakikat (1892)
Taaffüf (Fatma Aliye ile, 1895)
Gönüllü (1896)
Amerika Doktorları (fenni roman, 1898)
Jön Türk (1910)

OYUNLAR:
Eyvah (oyun, 1871)
Açık Baş (oyun, 1874)
Ahz-ı Sar yahut Avrupa'nın Eski Medeniyeti (1874)
Zuhur-ı Osmaniyan (1877)
Çengi (1877)
Çerkeş Özdenler (1884)
Fürs-i Kadim'de Bir Facia yahut Siyavuş (oyun, 1884)

DİL KİTAPLARI:
Durub-ı Emsal-i Osmaniye Hekimiyatının Ahvalini Tasvif (1871)

TARİH:
Kainat (15 kitap, 1871-1881)
Üss-i İnkilab (2 cilt, tarih 1877-1878)
Tarih-i Umumi (2 cilt, 1878-1879)
Mufassal Tarih-i Kurun-ı Cedide (3 cilt, 1886-1888)
Tedris-i Tarih-i Edyan (1913)
Tedris-i Tarih-i Umumi (1913)

MAKALE-MEKTUP:
Menfâ (1877)
Zübdet-ül Hakayık (anı-belge, 1878)
Ekonomi-Politik (1879)
Müntehabat-ı Tercüman-ı Hakikat (3 cilt, 1883)
Arnavudlar ve Solyotlar (1888)
Müntehebat-ı Ahmed Mithad (3 cilt, 1889)
Halla-ü Ukad (mektuplar, 1890)

RUHBİLİM:
Nevm ve Hâlât-ı Nevm (1881)
İlhamat ve Tagligat (1885)

Yazının Kategorisi [ Şair ve Biyografi ]

Ahmet Arif

 

 

 

Ahmet Arif  

 

1927'de Diyarbakır?da doğdu, 2 Haziran 1991'de Ankara?da yaşamını yitirdi. Ortaöğrenimini Diyarbakır Lisesi?nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisiyken 1950?de Türk Ceza Yasası?nın 141. maddesine aykırı davranmak suçlamasıyla tutuklandı. 1952?de gizli örgüt kurma iddiasıyla yine tutuklandı. 2 yıl hepsi hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara'ya yerleşti. Bir süre plan kopya teknisyeni olarak çalıştı. Ankara?daki gazeteler ve dergilerde teknik işlerle uğraşarak yaşamını kazandı. Gazetecilikten emekliye ayrıldı. İlk şiiri "Millet" dergisinde yayınlandı. Asıl sanatını ve kişiliğini 1948-1954 arasında Yeryüzü, Beraber, Seçilmiş Hikayeler, Yeni Ufuklar, Kaynak dergilerinde yayınlanan şiirleriyle ortaya koydu. Ardından uzun bir suskunluk dönemine girdi. 1968'de tek kitabı olan "Hasretinden Prangalar Eskittim" yayınlanınca, çok büyük bir yankı uyandırdı. Kitap yayınlanmasından sonraki 12 yılda 18 baskı yaptı. Orhan Veli'nin etkisinin sürdüğü bir dönemde şiire başlayan Ahmet Arif, Nâzım Hikmet'in açtığı yolda yürüdü. Ondan aldığı şiirselliği bir Anadolu duyarlılığı ve özlemiyle genişletti. Şiiri çoğunlukla türkülere dayalı görünse de halk kaynaklarının olanaklarını, türkülerin ötesinde aradı. Günümüz şiirini de büyük ölçüde etkiledi. Şiirinde ritmin büyük yeri vardır. Ama onda ritim sese değil söze dayandığından daha derinlere inerek büyük bir lirizmin kaynağı olur. Doğu Anadolu insan malzemesini bu lirizmin içinde yoğurarak gerçekçi şiirdeki didaktizm tehlikesini aşmayı bildi. Özellikle imge konusunda yaptığı sıçramayla genç şairlere örnek oldu. Gazete ve dergilerde yayınlanan düzyazılarıyla da 1950 kuşağı olarak anılan şair ve yazarların büyük bölümünde izler bıraktı. Şiirlerinin çocuğu bestelendi.

ESERİ:

Hasretinden Prangalar Eskittim (İlk baskı 1968)

Yazının Kategorisi [ Şair ve Biyografi ]

Sizin Habercinizin Olmasını İstiyorsanız Doğru Yerdesiniz...

Ekolay.net RSS (beta) çok kullanışlı, fazla zamanınızı almaz anında güncel haberlere ulaşabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dosyayı indir.

 

 

 

 

 

 

 

Birinizde Beni Satın Alsın :)

Son zamanlarda Teknoloji Haberleri hep 'Bu şunu satın aldı' şeklinde.

Örnek :

Myspace, Photobucket’ı Satın Aldı!

Adobe, Scene 7′i Satın Aldı!

Microsoft'tan Yahoo'ya 50 Milyar $

GittiGidiyor derken Ebay'a Gitti...
Blogcu.com satıldı.

Microsoft, İzmirli Devbiz'i aldı.

Yetti artık canım, ne zaman keşfedileceğim. Artık birileri de beni alsın ya. Yetenek + Potansiyel + Zeka + Enerji +.....+ Bilimum fiziki ve kimyevi olgular yanında felsefi ve sosyolojik düşüneler = BEN

İşin şakası bir tarafa dünya artık iyice küçülüyor. Rekabetin tek ölçüsü olmuş. Büyük balıklar küçük balıkları hızla yutuyor. Ortada OLTA ile avlayabileceğiniz küçük balık kalmıyacak. Bunu görmek lazım. Hala balığı olta ile tutma niyetiniz varsa bir an önce vazgeçin. Kendinize ya başka yöntem bulun ya da küçük balık olun sizi de yutsunlar. Bazen yutulmak da güzeldir.

Şahsi kanaatlerimden birisi de özellikle bu yıl kendini daha fazla hissettirecek ama asıl patlamaların önümüzdeki 2-3 yıl içide olacağına inandığım Bilişim Teknolojisindeki çok büyük devrim niteliğindeki buluşlar olacaktır.

 

Şimdileri pek de hayal edemediğimiz bir çok olgu hayatımızın vazgeçilmezlerine dönüşecek. Acaba biz şahsımz, ailemiz, toplum, devlet, dünya.. buna ne kadar hazırız?

 

Bu satınalmaların bir yönü de güç birliği. Artık büyük şirketler bilişim teknolojisinde sınırları zorlamak, bir çok alanda aynı anda tekelleşmek için stratejik birleşmeler, satınalmalargerçekleştiriyor. Hepsinin amacı Başta Google ve M$ olmak kaydıyla Dünyayı Avuçları arasına almak. Bu basit bir tabir değil. Tamamen Dünyanın kontrolünün kendi ellerinde olmasını sağlamak tek amaçları. Yoksa siz hala bunu göremiyor musunuz?

 

Artık çevremize At Gözlüğüyle bakmayı bırakalım arkadaşlar. Tuhaf ön yargılarla, garip iç güdüsel gibi görünen ama aslında dikkatsizlik ve acelecilikten kaynaklanan hatalar yapmıyalım.

 

Hani bu günlerde herkesin dilinde olan Değişim Başladı lafı varya, çok doğru. Ama DÜNYA dabaşladı. Artık hiç birşey eskisi gibi olmayacak. Biz görürüz veya görmeyiz ama Parmak izimiz, TC Kimlik no (hatta barkodlu) ile neredeyse yatak odamız bile kontrol edilir hale gelecek.

 

Alışverişte, Yolculukta, İş yerinde, tatilde... hiç önemli değil. parmağını basmayan veya TCK sını cırtlatmayanı WC ye bile almıyacaklar. Buna hazır mısınız?

 

Hayır hayır, Farklı Konulardan bahsetmiyorum. Bunların hepsi birbirini tamamlayan konular. Çünkü bu YAKIN GELECEK...

 

Sonuç : Beni kimse alamaz. Ben kimsenin boyunduruğu altına girmem. Hür doğdum hüryaşarım, çılgınlık yapmaya çalışacağa da şaşarım. ÖZGÜRLÜK kavramını yeniden düşünün. Lütfen. Gerçekten ne kadar özgürüz? Ana babamız veya sevgilimiz, eşimiz giyimimize, gezip tozmamıza karışmıyorsa kendini Özgür (!) sayan Ey Yanılmış gençlik.

Uyan artık. Uyan.....

 

Eğitim Şart!

İnsanoğlu 6 aylıkken başlıyor çevresini gözlemlemeye birşeyler öğrenmeye başlıyor. 2,5 yaşında iken beyni bir Prof.'un 2 katı kadar kapasiteyle çalışıyor. Maşşallah Maşşallah... Sonra büyüyor, okula gidiyor. Daha 6 aylıkken birşeyler öğrenmek için etrafına bakınan, konuşma ve olanları anlamaya çalışan insanoğlu; bu hevesini fazladıyla uygulayabilme imkanı olan okulda başka biri oluveriyor.(İstisnalar elbet var.) Henüz 3 yaşında "Anne ben okula ne zaman gidecem, bana ne zaman çanta-önlük alacaksınız" diyen çocuk, okul hayatının başlaması ile birlikte hayalleri trajedi, hatta kabusa dönüşmeyebaşlıyor. Peki ne oluyor da böyle olooooor? Aslında durum basit.

Çocuk araştırmacı, öğrenme azmiyle yanıp tutuşuyor.Herkese herşeyi soruyor. Anne, baba, dede, öğretmen... Bir süre sonra aldığı cevapların şekli ve niteliği değişiyor. "Ya bi sus", "Bi o kaldı öğrenmediğin", "Senin yaşın küçük anlamazsın" gibi cevapları almaya başladı mı dünyanın hiç de tahmin etmediği kadar enteresan ve tuhaf olduğunu idrak etmeye başlıyor.

Yine aynı karakterler çocuklarının ilk yıllarında;"baba dedi baba", "kendi yemek yiyebiliyor", "çişini söylüyor".... durumlarından bir süre sonra iş değişir. "Oğlum sus bi", "elleme kıracaksın", "i daha çekmeceleri karıştırırsan sorarım sana"...gibi azarlamalarla çocukdaki Öğrenme, merak ve araştırma duygularını daha 3-4 yaşlarındayken köretmeye çaba sarfediyoruz.

 

Pısırık, korkak, çekingen bir evlat yetiştirdiğimizin farkında bile olmuyoruz.Şimdi özetleyelim senaryomuzu. Senaryo dediysek dizi çekmeyecez. Gerçek senaryolar bu. Hayat hayat....

Bir çocuk var; Önce azimli, meraklı, çalışkan, hevesli, araştırmacı, çok zeki...Okul yaşlarından itibaren aynı çocuk; Hayattan bezmeye başlayan, herkesin kendisiyle uğraştığı izlenimi içinde, öğrenme azmini kaybetmeye başlamış, merak duygusunun ne olduğunu yakında tamamen unutacağını bilen, pısırık ve korkak...Sorarım size, biz neden kendi evlatlarımıza, gençliğimize bu kadar kötülük yapıyoruz?

 

Sonrada "ya bu çocuk küçükken böyle değildi" diyoruz. Değildi tabi SİZ bu hale getirdiniz. Anne- Baba- Öğretmenler - Toplumun Tüm bireyleri... Suçlular Ayağa Kalkın! desem tüm yurdum insanı ayağa kalmak zorunda kalır.Neden böyleyiz, neden kendi evlatlarımıza bu kadar kötülük yapıyoruz.
 

Sonrada "bizden bişey olmaz", "biz olmayız", "ne olacak bu memleketin hali" muhabbetleriyle suçlu papua yeni ginelilermiş gibi şuçlu ararız... Utanın be. Ayıp ayıp. Koca koca adamlarsınız.

Şu anda böyle yetişen gençlik size sesleniyorum : Kendinize gelin, özünüze, çocukluğunuza dönün.. Unutun ane, baba ve öğretmenlerinizden yediğiniz azarları. Gene korkusuz, gene meraklı gene araştırmacı olun. Çünkü şu an her zamankinden fazla bilgiye açsınız.Ailenizden veya okullardan aldığınızı sandığınız EĞİTİMİ ! unutun. Onlar sizi pısırıklaştırmakiçin verdiler o eğitimleri. Benim insanım, benim gencim pısırık olamaz.Lafla "ecdadımız şöyleyapmış, böyle yapmış" demekle siz bişey mi yaptığınızı sanıyorsunuz. Siz de yapın torunlarımız da bizlere desin. Kimin EĞİTİM'e ihtiyacı var? Ömrümü yediniz, ömrümü...

 Yorum Ekle (Toplam 2 yorum)

Coder Olmak!

Coder Olmak.

Bu konu uzun zamandır bende takıntı olan tuhaf bir konu. Artık gınağı (bıkkınlık) geldi. Ağzıma geleni saymanın vaktidir Smiley

Bazı Programlama sitelerinde yetkili sayılırım. Birşey bildiğimden değil yanlış anlaşılmasın. Sadece sivri dilimden Smiley Bu tür platformlarda zaman zaman hak dene hakkı verilmeli düsturu içinde hareket ettiğimde doğrudur. Ama hak edenlerin haddi hesabı yok ki kardeşim. Hakeza başka platformlarda vya msn de. Ya bi sakin olun. Ağır olun. Paniklemeyin. Boynuz olun sonra kulağa geçin. Cin olun sonra adam çarpın. Bu gençlik benim ömrümü yedi.

Ben coder değilim, olmayada pek niyetim yok açıkcası. Birkaç tanıdığım CODER var o sebeple pek cazip gelmiyor halleri. Ama asıl mesele şu ki "Kimdir Coder?"
Kod yazan diye atlamayın hemen Smiley İlk manası elbette kod yazan. Ama anladınız siz benim neyi kastettiğimi. Bu bir ünvan.

Atalarımız ne demiş;

"Herkes programcı olabilir ama Coder olamaz"
"Programcı bugünü, Coder yarını düşünür"

Malum yurdum gençliği ya hobi olarak ya da okuldaki dersleri itibariyle programlamaya adım atmakta gecikmiyorlar. Çok güzel Allah zihin açıklığı versin. Bu gençler başta forumlar olmak üzere değişik platformlardan Help Me! demektedirler. Eh hadi buraya kadar da tamam. Ama.... Yardım istemenin de adabı maşeret kuralları vardır. Hadi bunları bilmiyorsun uyarılara da mı kulak asılmaz be gençlik? Burada iki şık devreye giriyor;

1. Yardım istediğine pişman olur ve küser. Hatta yapıcı uyarılara bile içerler.
2. Doğru dürüst yardım istemeyi öğrenir ve istediğini alır.

Her iki durumda da balık tutmasını öğrenmek isteyen çok azdır. Bu isteyenler arasından da öğrenenler abaküsle bile saymaya değmeyecek sayıdadır.

Asıl curcuna Veritabanı bağlantısını gerçekleştirip, 3-5 butona OnClick yazdıkları zaman başlıyor ki hiç sormayın. Daha dün "üstad bu butona basılınca 'Hello World!' nasıl yazdıracam ? diye sorduklarını çabucak unutan genç arkadaşların artık havasından geçilmez hale gelmiş oluyor. Bir de msn ye Kişisel ileti yazdılar mı tamamdır. "Ben coder oldum".. hııııı oldun canım.
Devam et sen bu kafayla daha çok şey olursun. Ama CODER ıııh... Sittin sene olaman... Öpücük.

 Yorum Ekle (Toplam 2 yorum)