Şeffaflık ve hesap verilebilirlik kavramları, günümüz dünyasında hem özel sektör, hem de kamu sektörü için bir zorunluluk haline geldi. Son yıllarda arka arkaya yaşanan şirket skandalları yeni etik kuralların geliştirilmesini zorunlu kılarken, kurumsal yönetim ilkelerinin eklenmesiyle, çoğu ülkede şirketler açısından yasal mevzuat daha da sıkılaştırılmış durumda. Özel sektörde şeffaflığın artırılması için birbiri ardına önlemler alınırken, kamu kesiminin de bu gelişmenin dışında kalması düşünülemezdi elbette. Bu nedenle birçok ülkede yolsuzluk ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmasının önüne geçilebilmesi için, kamu hesaplarının izlenmesine ve şeffaflığın artırılmasına yönelik tedbirler gündeme geldi. Toplumun geneline ait kaynakları yöneten kamu kesiminin denetlenmesi ve gerektiğinde hesap sorulabilmesi için, merkezi yönetim ve diğer kamu kurumlarının hesaplarının şeffaf bir şekilde izlenebilmesi büyük önem taşıyor. Kamu yönetimindeki şeffaflığı değerlendirmek için IMF tarafından hazırlanan standartlar, başarılı bir yol haritası çiziyor. Bir ülkenin kamu yönetiminde şeffaflıkla ilgili standartlara uyması, o ülkenin uluslararası piyasalardaki kredibilitesini artırdığı için, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu çok sayıda ülke, bu alandaki performansının değerlendirilmesi için IMF'e başvuruyor. Türkiye'nin mali şeffaflık konusundaki standartlara uyumunu inceleyen IMF, bu konudaki değerlendirmesini, bir rapor olarak Mart ayında yayınladı. Raporda, Türkiye'nin mali şeffaflık konusunda IMF Kodu'ndaki gereksinimlere ne kadar uyduğu değerlendiriliyor. Raporun en dikkat çekici kısımlarını, Merkez Bankası'nın kamu kurumlarıyla süren parasal ilişkilerinin ve bütçe reformunun değerlendirildiği kısımlar oluşturuyor.