blog ara « önceki blog  |  sonraki blog »  |  şikayet et giriş  
Ah Biz!
           Sabrın meziyet olduğunu düşünürüz. Meziyet midir gerçekten? Yoksa bizim kendimizi daha tatlı kandırma yolumuz, saçma bir inanç mıdır içimizde bizi korumak adına her gün yeniden yeniden yeşerttiğimiz. 
            Tüm insanlara; sabretmek zorunda değilsin istediğin her şeyi yapabilirsin, bunun sana ne manevi, ne maddi, ne de toplumsal hiçbir negatif getirisi olmayacak dense… İşte tam da bu noktada bence sabır ilk terk edilen dostumuz olurdu.            
            Biliyorum birçoğunuz şimdi tam da aksini savunursunuz bana. Sabrın gerekliliğini ispatlamak adına kendinizi paralarsınız. Çeşitli tezler ileri sürersiniz. En okumuşundan en cahiline kadar hepinizin sonsuz savları, örnekleri vardır bu konu hakkında. Hepiniz birer profesör kesilirsiniz de ben hiç birinize yeterli cevabı verebilecek kadar örnek üretemem, kelimelerim çoğu anlarda kifayetsiz kalır da beni yarı yolda bırakır.
            Ben bir köşeye sıkışınca bunun keyfini sürer, mutluluktan havalara uçarsınız. Şöyle bir göz ucuyla baksam kanarya yutmuş kedinin hazzının pırıltıları dolanırken görürüm gözlerinizde. Oysa gözleriniz ki, bilirim az sonra kendi içinize döndüğünüzde kimseler ne düşündüğünüzü bilemediğinde o ışıltıyı yitirip koskoca bir sorgu cümlesinin donukluğuna bürünecek ve siz bunun farkında dahi olmayacaksınız.
            O içinize yaptığınız yolculuğu belgeleyebilme imkânım olsa; bir ses kaydı, bir fotoğraf, bir karşı tez savunmasında yürek kıpırtısı… Yok, böyle bir imkân. Zihin okumayı beden dili bazında gerçekleştirebiliyor olsak da henüz beynin o müthiş kıvrımlarının arasına sızıp orada dönenleri duyamıyor, göremiyoruz. O zaman da herkes inansın inanmasın istediği fikri savunuyor. İstediği rolü giyinip onu oynuyor.
            Şimdi benim de gözlerimde aynı sorgu cümlelerinin boşluğu, düşünüyorum kendi tezime karşıt. Gerçekten hissettiğimizi, düşündüğümüzü yaşasaydık. Ne yapmak istiyorsak hiç kendimizi sorgulamaksızın onu yapsaydık. Hiçbir davranışımızın, düşüncemizin, yaşam tarzımızın olumsuz bir getirisi olmasaydı. Keşke ne bu dünyadaki yaşamın içindeki insanlar yargılamasaydı ya da o bilemediğimiz ama çok da korktuğumuz öbür dünyanın kuralları bizi yakmak için çalışmasaydı.
            Nasıl da mutlu olurduk değil mi? Nasıl da özgür. Nasıl da kendimiz! İçimiz dışımızda, tertemiz bir vicdan. Yani daha iyisi Şam’ da kayısı.
            Peki, soruyorum hem size hem de kendime: Sınırsız özgürlük, gerçekten özgürlük müdür sizce? Özgürlüğü özgürlük yapan etrafına konulmuş koruyu çitler değil midir? Eğer o çitler çekilmese etrafımıza, biz algılarımız kapalı yürümez miyiz o yolları ve dikkatsizliğimiz sonucu uçurumlar düz yol algılanmaz mı beynimiz tarafından? Düşmez miyiz o uçurumlara? Kör bir güvenle yürürken takılıp taşlara tökezlemez miyiz?
            Demek; sabır aslında bizim canımızın yanmasını engelleyen, bizi sürekli sarıp sarmalayan anne elleri gibi. Sabır sıcak bir bardak sütü içmeden beynimizin refleksi sonucu önce üflememiz sıcaklık kontrolü yapmamız gibi. Sabır kışın kalın yazın ince giyinip bedenimize saygı göstermek gibi.
            Yani bir şeyleri çok ama çok arzuladığımızda bazı kurallar bizim için anlamsızlaşıp değerlerini yitirse bile onlar aslında hep bizi korumak için vardır. Sadece arzularımızın pençesinde kıvranırken algı yeteneğimizi tatile göndermek yerine ona daha çok iş yükleyerek çıkmaz sokakların elbet birer çıkışları olacağının bilincinde gerekirse geri manevralarla da olsa oradan çıkışı bulmalıyız. Allah tam da bunun için bize aklın yanı sıra fikri, sonsuz algı ve empati yeteneğini de vermiştir. Ruh ikilemler ve acılarla büyür. Ya bunlarla cebelleşir ve ruhumuzun büyümesine izin veririz ya da sınırsız Özgürlükle ruhumuzu hapseder asla büyümesine izin vermeyiz. Ee seçim bizim:”Ya kırk katır ya kırk satır”
           
                                                                                                          Cevahir Filiz Nagoş
                                                                                                          16 ocak 2008

Yorumlar

# Ynt: Ah Biz!
canım ben senin yazılarını hep beyendim ama bu bir harika olmuş beynine saglık arkadaşım
(misimoda@hotmail.com) 12.03.2008 11:22
# Ynt: Ah Biz!
Çok güzel olmuş yüreğine sağlık iyi yürekli kız:)
(mehtap) 11.03.2008 12:10
# Ynt: Ah Biz!
valla harika olmuş.hayatı okadar güzel keşfetmişsinizki ellerinize sağlık.okurken duygulandım adeta.zaman o kadar çabuk geçiyorki o zamanın içinde kavrulan bizleriz.acısıyla tatlısıyla.gerçekten ellerinize sağlık.hoşçakalın
(pakize) 24.01.2008 19:55

Sizin Yorumunuz

Başlık*
İsminiz*
E-posta Adresiniz (hiçbir yerde gözükmeyecek)
Web Siteniz
Yorumunuz*

Please add 1 and 2 and type the answer here:

Yorumunuzun önizlemesi