11 Kasım 2007 Pazar 17:19
Benim Üniversite okuduğum zamanlarda (1995-2000) internet yeni yeni kullanılmaya başlanmıştı. İnterneti yalnızca e-posta göndermek, ya da ödev yaparken kaynak araştırmak için kullanırdık. Arkadaşlıklar okulda yüz yüze yaşanırdı. Yolda, kantinde, sınıfta, yurtta bir araya gelindiğinde sohbet edilir, birlikte vakit geçirilir, eğlenilirdi. Şimdiki gençlerin işi daha karışık hale geldi. Tüm sınıf arkadaşlarını arkadaş listene eklesen bir dert, eklemesen bir dert gibi görünüyor.
Bazı okullarda, özellikle de özel üniversitelerdeki bazı bölümlerde ders esnasında öğrencinin diz üstü bilgisayardan internete girmesine izin veriliyor. Her ne kadar iyi niyetlerle hayata geçirilen bu uygulamalar genellikle öğrencilerin internete girip sağa sola takılmaya başlaması ve bir süre sonra dersten kopmasıyla sonuçlanıyor. Yeni trende baktığımızda öğrencilerin o esnada dersi dinleseler dahi bilgisayarlarında mutlaka Facebook sayfasının açık durduğunu gözlemliyoruz. Üniversite yaşamı tam konsantrasyon gerektiren, insanın belki de hayatında en önemli yıllarını geçirdiği bir süreç. Facebook’a girenlerin büyük kısmının üniversite öğrencileri olduğunu ve günde ortalama en az 20 dakikanın Facebook’ta geçirildiğini düşünürsek, bu tür uygulamaların uzun vadede yarardan çok zarar getirebileceğini söyleyebiliriz.
11 Kasım 2007 Pazar 17:19
Facebook’ta arkadaş listenizin kabarık olması çok popüler ve sosyal biri olduğunuzu mu gösterir? Bir insanın yüzlerce arkadaşı olabilir mi? Listenizdeki arkadaş sayınız az demek, arkadaşınız gerçekten de az mı demektir? Bu konularda herkesin farklı düşünceleri olabilir. Gerçek şu ki, Facebook’ta çok sayıda arkadaş sahibi olmak, çok sosyal biri olduğunuzu göstermez. Şöyle ki, Facebook’a bir giriyorsunuz ki, bilmem kaç sene önce aynı sınıfta okuduğunuz fakat tek kelam etmişliğiniz olmayan, yolda görseniz selam verip geçeceğiniz, hiçbir paylaşımınız olmamış ya da ismini dahi hatırlamakta zorlandığınız kişiler size “Friend Request” gönderebiliyor. Kabul etseniz bir türlü, etmeseniz bir türlü. Kabul etseniz, o kişilerle özel bilgilerinizi paylaşmış olacaksınız. Etmeseniz, ayıp olacak gibi. Sonuç olarak kabul ediyorsunuz, karşılıklı olarak arkadaş sayılarınız artıyor, liste kabarıp gidiyor. Fakat o kişiler arkadaş listenizde yerini alsa da ilişkiniz bundan öteye gitmiyor, bir nasılsın bile denmeyebiliyor. “Aynı sınıfı ya da işyerini paylaştığım ama hiç mi hiç samimiyetim olmayan kişilerin sırf arkadaş sayılarını artırmak maksadıyla bana “Friend Request” gönderdiklerine çok tanık oldum. Bu kişilerin arkadaş sayılarına baksanız, 200’ün üzerinde… Ama dost sayılarını bilemem…
Arkadaş sayınız az demek, arkadaşınız gerçekten de az demek değildir. Belki sizin arkadaş çevreniz internete takılmıyor, Facebook’tan haberdar değiller. Bunu düşünerek, kişilere arkadaş sayılarına göre önyargıda bulunmamakta fayda var. Bu açıdan, Facebook bir hava atma ortamı olmamalı.
11 Kasım 2007 Pazar 17:18
Ekim 2007 itibariyle Facebook’un tüm dünyada 47 milyon kullanıcısı var. Siteye ayda ortalama 4 milyon kişi üye oluyor. Sitede ayda 15 milyarın üzerinde sayfa görüntülenirken ayda 500 milyonun üzerinde arama yapılıyor. Bu da Facebook’un tüm dünyada en popüler ilk 10 (şimdilik 7. sırada) site arasına sokmaya yetiyor. Kullanıcıların Facebook’a yükledikleri fotoğraf sayısı 1,7 milyarı aşmış durumda. Facebook, günde 8,5 milyon fotoğraf ile Flickr’ı geride bırakarak Amerika’da en çok fotoğraf yüklenilen site haline geldi.
İngiltere’nin Londra ili 1.268.000 Facebook kullanıcısıyla tüm dünyada en yüksek kullanıcıya sahip bölge iken Londra’yı 859.000 kullanıcı ile Toronto-Kanada izliyor.
Facebook’un popülerliği tüm dünyada hızla yayılınca her ülkede Facebook benzeri siteler açılmaya başladı. Bunlara örnek olarak şu siteleri verebiliriz:
Türkiye’de Ekim 2007 itibariyle Facebook kullanıcısı sayısı 300,000’lere yaklaşıyor. Her gün gazetelerde, dergilerde ve televizyonda Facebook ile ilgili haber ve yorumlar görülürken kullanıcı sayısı her geçen gün artıyor.
Türkiye’de kullanıcı profilini ağırlıklı olarak 18-25 yaş arası üniversite öğrencileri oluşturuyor. 25 yaş üstü ve çalışan genç kesim de Facebook’a oldukça ilgili.
11 Kasım 2007 Pazar 17:18
Facebook'taki bilgileriniz yakında arama motoru Google tarandığında da bulunabilecek. Bugün nasıl ki Google’da arama yaparak birisi hakkında bilgi edinebiliyorsak gelecekte Facebook bu alanda daha çok işimize yarayacak. Örneğin bir şirkete mülakata çağırıldınız. O şirket sizin Facebook sayfanıza girip bakacak ve nasıl biri olduğunuz hakkında fikir edinebilecek. Hangi okullarda okudunuz, nerelerde çalıştınız, eski iş arkadaşlarınızla iletişiminiz ve sosyal hayatınız ne durumda, hobileriniz neler, arkadaş çevreniz ne kadar geniş, kimlerle bağlantılarınız var, bunlara bakılacak. Dünyada Facebook’u kullanmaya başlamış firmalar var, belki Türkiye’de de bu alanda Facebook’u kullanmaya başlamış İnsan Kaynakları çalışanları olabilir. Belki de yakın gelecekte özgeçmiş yazmak ve göndermek diye bir kavram ortadan kalkacak ve “bana Facebook sayfamdan bakın” kavramı gündeme gelecek. O yüzden, siz iyisi mi profilinize hangi bilgileri yazacağınıza, hangi fotoğraflarınızı kullanacağınıza dikkat edin…
Facebook, içeriğindeki uygulamalara her geçen gün yenilerini eklemeye devam edecek. Yakın zamanda Facebook’un yeni bir müzik platformunu başlatması bekleniyor. Yılsonuna doğru başlaması beklenen yeni müzik platformu için Facebook’un Apple firması ile anlaştığı söyleniyor. İnternetteki teknoloji sitelerinde, yeni uygulama ile müzik gruplarına ve plak şirketlerine sanatçı sayfalarını oluşturmaya imkân tanınacağı, müzik promosyonu, etkinlikler ve konser organizasyonları yapmanın mümkün hale geleceği belirtiliyor.
11 Kasım 2007 Pazar 17:17
Facebook’un başarısının en önemli etkenleri kullanımı çok kolay olması ve zengin bir kullanım yelpazesine sahip olması. Siteye üye olmak oldukça basit ve üye olurken site sizi sorulara boğmuyor. Dilediğiniz bilgileri dilediğiniz zaman güncelleyebiliyorsunuz. Site son derece sade ve içinden pop-up’lar, resimler, reklâmlar fırlamıyor. Sitede arkadaşlarınızla iletişim kurarken bir yandan kendinizi farklı şekillerde ifade edebiliyor, sosyal aktivitelere katılabiliyor, görüşlerinizi paylaşabiliyor, oyunlar oynayabiliyorsunuz.
Facebook aynı zamanda bir pazarlama harikası da diyebiliriz. Facebook Amerikalıların “Word-of-Mouth Marketing” ya da kısaca WOM dedikleri, kulaktan kulağa pazarlama yöntemini kullanıyor. Siz siteye üye oluyorsunuz, sonra tek bir tıkla üye olmayan arkadaşlarınızı siteye davet ederek sitenin bedavadan reklâmını yapıyorsunuz.
Facebook’un sırrı yalnızca eski arkadaşlarınızı bulma imkânı tanıması değil elbette. Facebook’ta her ne kadar sitenin asıl amacı bu olmasa da aynı zamanda yeni arkadaşlar edinebildiğiniz gibi asıl nokta bir anlamda kendi reklâmınızı yapabiliyor olmak. Düşünün ki, Facebook’ta sayfa sahibi olunca bir anlamda siz de ünlü olmuş oluyorsunuz. Ünlü olmasanız da, birileri sizi bulabiliyor yani. Sizi hiç tanımayan birileri sayfanıza girip sizin hakkınızda fikirler edinebiliyor. Facebook’u kullanan bekârlar, arkadaşlarının arkadaşlarından kendilerine potansiyel sevgili seçebilirler örneğin. Potansiyel sevgili adayının eğitim ve iş durumu nedir, hobileri nelerdir, birlikte olduğu biri var mıdır yok mudur gibi soruların cevabını kendi kendinize öğrenebilirsiniz.
Facebook’u bu kadar popüler yapan bir diğer unsur ise, bir nevi “Biri Bizi Gözetliyor” durumu. Malumunuz, biz Türkler dedikoduyu severiz. İki arkadaş yan yana gelsek, hemen sormaya başlarız, falanca n’apıyor, filanca n’apmış diye. Kim kiminle birlikte, ayrılmışlar mı, kim ne durumda, kim nerede çalışıyor, merak ederiz. Bazen de öyle durumlar olur ki, sormak ister ama soramazsınız. Mesela sorduğunuz kişi gidip o kişiye“geçenlerde seni sordu, merak etmiş” gibi yorumlarda bulunarak istemediğiniz bir duruma sokabilir sizi. Sorsanız da hangi birini soracaksınız, ya da sorduğunuz kişi cevabı bilmeyebilir, size söylemek istemeyebilir. İşte, Facebook sizi bu sıkıntılardan da kurtarıyor. Girin Facebook’a, merakınızı kendiniz giderin, o kişinin sayfasına girip profiline bakın, fotoğraflarına bakın, arkadaş listesine bakın, bu kadar basit.
Bugüne kadar çok popüler olan MSN ve benzeri arkadaşlık site uygulamalarında insanlar bir “Nickname”in, yani takma bir ismin arkasından sohbet ediyorlardı. İnsanlar birbirine, “MSN’in var mı?” gibi sorular soruyordu. Facebook bu konuda da bir devrim yaratarak takma ismi ortadan kaldırdı. Facebook’ta herkes gerçek ismiyle yerini alıyor. Ahmet Yılmaz’ın sayfası Ahmet Yılmaz isminde, “devil head” gibi enteresan takma isimler yok burada. Tabi bunu dikkate almayarak Facebook’ta da takma isim kullananlar yok değil. Ama yine de Facebook gelmiş geçmiş en şeffaf arkadaşlık platformu. Doğum tarihiniz de orada, medeni durumunuz da. Bugüne kadar çalıştığınız firmalar da orada, mezun olduğunuz okullar da. Neyseniz O’sunuz bu açıdan. Zaten eğer kendi isminizi gizlerseniz gerçek arkadaşlarınızla buluşamayacağınızdan Facebook’tan bir zevk almanız da zor.
Bugüne kadar popüler olmuş olan sosyal iletişim sitelerine girdiğinizde bir anda bilgisayarınıza tanımadığınız ve enteresan takma isimler kullanan kişilerden “slm, tanışalım mı? Asl?” içerikli mesajlar yağmaya başlardı. Facebook’un en güzel yanı, bütün bunlara maruz kalmadan sadece istediğiniz kişilerle istediğiniz zaman mesajlaşabilmeniz. Ayrıca Facebook sayesinde artık arkadaşlarınızın e-posta adreslerini hatırlamak zorunda değilsiniz. Onlara mesaj göndermek için ad soyadlarını yazmanız yeterli.
11 Kasım 2007 Pazar 17:17
Mark Zuckerberg Şubat 2004’te Amerika’nın Boston eyaletindeki Harvard Üniversitesi’nde öğrenciyken Andrew McCollum ve Eduardo Saverin’in yardımıyla The Facebook’u yurt odasında kurdu. Aradan bir ay geçmeden Harvard öğrencilerinin yarıdan fazlası siteye üye olmuştu bile. Kısa zamanda popülerliği artan site Boston’daki diğer üniversiteler olan MIT, Boston Üniversitesi ve Boston College’dan da üye kabul etmeye başladı. Her geçen gün sitenin trafiği artmaya devam edince sisteme dahil olan okul listesi de genişledi ve şirket Kaliforniya’ya taşınarak site daha da geliştirdi. Aralık ayına gelindiğinde kullanıcı sayısı 1 milyonu aşmıştı bile.
Facebook, Ağustos 2005’te facebook.com alan adını 200,000 dolara satın alarak isminin başındaki “the”dan kurtulmuş oldu. 2005’in sonlarına doğru site İngiltere, Kanada gibi ülkelerdekiler de dahil olmak üzere diğer bazı üniversiteleri de üyeliğe kabul etmeye başladı. Aralık 2005’te Amerika, Kanada, Meksika, İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda ve İrlanda’da 25,000’in üzerinde üniversite sisteme katılmıştı.
2006 yılında site bir yandan üniversite ağını tüm dünyada genişleterek Hindistan, Almanya ve İsrail’deki okulları da üyeliğe kabul etmeye başlarken, diğer yandan üyelerinin lise öğrencisi arkadaşlarını da arkadaş listelerine ekleyerek üyeliğe davet etmesine olanak tanıdı. Bu arada Facebook’a çok yüksek meblağlar teklif edildiği kulaktan kulağa yayılmaya başlarken Facebook yeni özellikleri siteye eklemeye devam ediyordu. Eylül 2006’da Facebook, sitenin popülerliğinin her geçen gün artmasıyla bir e-posta adresi olan tüm internet kullanıcılarından üyelik kabul etmeye başladı.
Ağustos 2007’de Facebook Amerika'nın en büyük haber dergilerinden biri olan Newsweek dergisine kapak oldu. Newsweek, tüm dünyada kullanımı hızla büyüyen sosyal iletişim sitesi Facebook'un, Silikon Vadisinde Google'dan sonraki en popüler firmalardan biri olacağını iddia etti.
Eylül 2007’de Microsoft’un Facebook’u almak istediği söylentileri yayılmaya başladı. Wall Street Journal gazetesi, bilgisayar devi Microsoft şirketinin, siteye yatırım yapmayı planladığını duyurdu. Gazete, şirketin Facebook’un yüzde 5 hissesi karşılığı 300 ila 500 milyon dolar arasında bir meblağ ödemeye hazır olduğunu yazdı. Facebook ise haber hakkında yorum yapmaktan kaçındı.
11 Kasım 2007 Pazar 17:16
Facebook’la, arkadaşlarımın e-posta adresime gönderdikleri davetiyelerle tanıştım. İlk başta ön yargılı davrandım ve MSN, yonja gibi arkadaşlık sitelerini bugüne kadar hiç kullanmadığım ve takip de etmediğim için Facebook’a üye olmak konusunda önce tereddüt ettim. Cember.net, LinkedIn gibi sitelere üye olmuştum ama çok anlamsız bulup bir daha da dönüp bakma ihtiyacı hissetmemiştim. Fakat Facebook davetiyeleri ısrarla gelmeye devam edince siteye girip merakımı gidereyim istedim. Giriş o giriş… Facebook, üye olduğunuz andan itibaren sizi adeta içine çekiyor, büyülüyor ve bağımlısı haline getiriyor. Bu kişileri tanıyor olabilir misin diye arkadaşlarınızı ekrana getirmesi, e-posta kutunuzda kayıtlı adresleri tarayıp arkadaşlarınızı bulup çıkarması ilk etapta insanı şaşırtıyor. Sonra da bir anda kendinizi sitenin bağımlısı olarak buluyorsunuz. Sitede harcadığınız vakit her geçen gün daha da artıyor, sitede kaldıkça kalasınız geliyor.
Eğer siz de interneti yalnızca e-posta göndermek ve arama yapmak gibi şeyler için kullanıyorsanız, bugüne kadar arkadaşlık, networking sitelerine hiç üye olmamışsanız da Facebook’un çok farklı ve eğlenceli bulacaksınız.
Facebook fikrini bulanlar mutlaka dahi olmalı (Harvard’ta okuduklarına göre boş değillerdir zaten). Aslına bakarsanız insanın, “yahu bu fikri ben niye düşünemedim” diyesi geliyor ya da “hayret, bugüne kadar neden kimse böyle bir site kurmayı düşünemedi” diyor içinden. Herkesin bir sayfası olacak ve dostlar birbiriyle haberleşebilecek, mantık basit. Bunun üzerine, bugüne kadar internette kullandığınız her şeyi, e-postanızı, fotoğraflarınızı, blogunuzu, kişisel web sitenizi, oynadığınız oyunları bir araya toplamayı ekleyin, alın size Facebook.
Cep telefonları ilk çıktığında, çok popüler olacaklarını anlamıştım. Herkesin bir numarası olacak ve herkes birbirine kolayca ulaşabilecek. O günün dünyası için bu bir devrimdi. Gerçekten de biz Türkler cep telefonlarını çok sevdik ve kolayca alıştık. Şimdi 7’den 70’e cep telefonu sahibiyiz elhamdülillah. Şimdi ise internette yeni bir çağ başlıyor. Artık herkesin bir Facebook hesabı olacak, herkes kendini orada ifade edecek.
“Dünya ne kadar da küçük” derdik eskiden bir tanıdığımızla yolda karşılaştığımızla. Artık globalleşen dünyamız gitgide daha da küçülüyor. Şimdi artık kıtalar, mesafeler önemsizleşti. Belki doğru bağlantıları kurarsanız tanımadığınız her hangi bir insana ulaşmanız mümkün olacak yakın gelecekte.
Bir internet sitesi hayal edin ki bu sitede tüm arkadaşlarınızla yazışabiliyor, onların fotoğraflarını görebiliyor, neler yaptıklarını, kimlerle arkadaş olduklarını, hangi gruplara üye olduklarını, hangi oyunları oynadıklarını, ne ruh halinde olduklarını bilebiliyor, bugüne kadar nereleri gezdiklerini bile öğrenebiliyorsunuz. Üstelik bu arkadaşlarınızı 10 senedir görmemiş, hatta ayrı kıtalarda yaşıyor dahi olabilirsiniz. Üstelik bu sitede oyunlar oynayabiliyor, arkadaşlarınızla en sevdiğiniz filmleri karşılaştırabiliyor, çeşitli konularda gruplara üye olabiliyor, kendinize bir akvaryum yaratabiliyorsunuz. Hatta daha da ileri gidip arkadaşlarınıza sanal da olsa içki ısmarlayabiliyorsunuz. Yıllardır görmediğiniz, göz rengini bile unuttuğunuz eski sevgiliniz, anaokulu arkadaşlarınız, mahallede top koşturduğunuz çocukluk arkadaşlarınız, eski mahallenizdeki komşu kızı neler yapıyor diye merak ediyorsanız Facebook’ta merakınızı giderebiliyorsunuz. İşte Facebook’un özeti…
Şubat 2004’te 19 yaşında bir Harvard Üniversitesi öğrencisi tarafından kurulan Facebook, bir arkadaş bulma sitesi değil, arkadaşlarını bulma sitesi. Yani, bu sitenin amacı yeni arkadaşlar edinmek değil, bir şekilde bağınızı kaybettiğiniz arkadaşlarınızı bulmanızı sağlamak ve bağın devamlılığını sağlamak.
Facebook’un kelime anlamı “yüz kitabı” ve ismini Amerika’da üniversitelerce kullanılan, tüm öğrencilerin ve üniversite çalışanlarının fotoğraflarının yer aldığı Facebook isimli kitapçıklardan alıyor.
Halen 42 milyon aktif kullanıcısı olan Facebook, MySpace’den sonra dünyada sosyalleşme amaçlı olarak en çok kullanılan ikinci internet sitesi. İngiltere’de ise bugün açıklanan rakamlara göre yaklaşık 6 buçuk milyon kullanıcıyla MySpace’i geride bırakarak, bu klasmanda ilk sıraya yükselmiş durumda. Diğer ülkelerde de yakın zamanda birinci sıraya yerleşecek gibi görünüyor. Şirketin 2006 cirosunun 100 milyon doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
2006 yılında Amerika’daki bir araştırma şirketinin öğrenciler arasında yaptığı araştırmaya göre, Facebook, iPod’dan sonra öğrenciler arasında en moda şey seçilmiş.
Facebook’un bugüne kadar popüler olan sosyal iletişim sitelerinden çeşitli farkları var. Facebook’ta takma isim ile değil, kendi ad ve soyadınızla, fotoğrafınızla ve gerçek bilgilerinizle yer alıyorsunuz ve sohbet ettiğiniz kişiler de tanıdığınız arkadaşlarınız. Diğer bir fark ise şu, size gelen mesajlara diğer arkadaşlık sitelerinde olduğu gibi anında cevap vermek zorunda değilsiniz. Üstelik Facebook’ta kendinizi sayfanızla mümkün olduğunca iyi ifade etmeye çalışıyorsunuz ve Facebook bunun için oldukça renkli bir platform.
|