Facebook’un başarısının en önemli etkenleri kullanımı çok kolay olması ve zengin bir kullanım yelpazesine sahip olması. Siteye üye olmak oldukça basit ve üye olurken site sizi sorulara boğmuyor. Dilediğiniz bilgileri dilediğiniz zaman güncelleyebiliyorsunuz. Site son derece sade ve içinden pop-up’lar, resimler, reklâmlar fırlamıyor. Sitede arkadaşlarınızla iletişim kurarken bir yandan kendinizi farklı şekillerde ifade edebiliyor, sosyal aktivitelere katılabiliyor, görüşlerinizi paylaşabiliyor, oyunlar oynayabiliyorsunuz.
Facebook aynı zamanda bir pazarlama harikası da diyebiliriz. Facebook Amerikalıların “Word-of-Mouth Marketing” ya da kısaca WOM dedikleri, kulaktan kulağa pazarlama yöntemini kullanıyor. Siz siteye üye oluyorsunuz, sonra tek bir tıkla üye olmayan arkadaşlarınızı siteye davet ederek sitenin bedavadan reklâmını yapıyorsunuz.
Facebook’un sırrı yalnızca eski arkadaşlarınızı bulma imkânı tanıması değil elbette. Facebook’ta her ne kadar sitenin asıl amacı bu olmasa da aynı zamanda yeni arkadaşlar edinebildiğiniz gibi asıl nokta bir anlamda kendi reklâmınızı yapabiliyor olmak. Düşünün ki, Facebook’ta sayfa sahibi olunca bir anlamda siz de ünlü olmuş oluyorsunuz. Ünlü olmasanız da, birileri sizi bulabiliyor yani. Sizi hiç tanımayan birileri sayfanıza girip sizin hakkınızda fikirler edinebiliyor. Facebook’u kullanan bekârlar, arkadaşlarının arkadaşlarından kendilerine potansiyel sevgili seçebilirler örneğin. Potansiyel sevgili adayının eğitim ve iş durumu nedir, hobileri nelerdir, birlikte olduğu biri var mıdır yok mudur gibi soruların cevabını kendi kendinize öğrenebilirsiniz.
Facebook’u bu kadar popüler yapan bir diğer unsur ise, bir nevi “Biri Bizi Gözetliyor” durumu. Malumunuz, biz Türkler dedikoduyu severiz. İki arkadaş yan yana gelsek, hemen sormaya başlarız, falanca n’apıyor, filanca n’apmış diye. Kim kiminle birlikte, ayrılmışlar mı, kim ne durumda, kim nerede çalışıyor, merak ederiz. Bazen de öyle durumlar olur ki, sormak ister ama soramazsınız. Mesela sorduğunuz kişi gidip o kişiye“geçenlerde seni sordu, merak etmiş” gibi yorumlarda bulunarak istemediğiniz bir duruma sokabilir sizi. Sorsanız da hangi birini soracaksınız, ya da sorduğunuz kişi cevabı bilmeyebilir, size söylemek istemeyebilir. İşte, Facebook sizi bu sıkıntılardan da kurtarıyor. Girin Facebook’a, merakınızı kendiniz giderin, o kişinin sayfasına girip profiline bakın, fotoğraflarına bakın, arkadaş listesine bakın, bu kadar basit.
Bugüne kadar çok popüler olan MSN ve benzeri arkadaşlık site uygulamalarında insanlar bir “Nickname”in, yani takma bir ismin arkasından sohbet ediyorlardı. İnsanlar birbirine, “MSN’in var mı?” gibi sorular soruyordu. Facebook bu konuda da bir devrim yaratarak takma ismi ortadan kaldırdı. Facebook’ta herkes gerçek ismiyle yerini alıyor. Ahmet Yılmaz’ın sayfası Ahmet Yılmaz isminde, “devil head” gibi enteresan takma isimler yok burada. Tabi bunu dikkate almayarak Facebook’ta da takma isim kullananlar yok değil. Ama yine de Facebook gelmiş geçmiş en şeffaf arkadaşlık platformu. Doğum tarihiniz de orada, medeni durumunuz da. Bugüne kadar çalıştığınız firmalar da orada, mezun olduğunuz okullar da. Neyseniz O’sunuz bu açıdan. Zaten eğer kendi isminizi gizlerseniz gerçek arkadaşlarınızla buluşamayacağınızdan Facebook’tan bir zevk almanız da zor.
Bugüne kadar popüler olmuş olan sosyal iletişim sitelerine girdiğinizde bir anda bilgisayarınıza tanımadığınız ve enteresan takma isimler kullanan kişilerden “slm, tanışalım mı? Asl?” içerikli mesajlar yağmaya başlardı. Facebook’un en güzel yanı, bütün bunlara maruz kalmadan sadece istediğiniz kişilerle istediğiniz zaman mesajlaşabilmeniz. Ayrıca Facebook sayesinde artık arkadaşlarınızın e-posta adreslerini hatırlamak zorunda değilsiniz. Onlara mesaj göndermek için ad soyadlarını yazmanız yeterli.