Facebook’la, arkadaşlarımın e-posta adresime gönderdikleri davetiyelerle tanıştım. İlk başta ön yargılı davrandım ve MSN, yonja gibi arkadaşlık sitelerini bugüne kadar hiç kullanmadığım ve takip de etmediğim için Facebook’a üye olmak konusunda önce tereddüt ettim. Cember.net, LinkedIn gibi sitelere üye olmuştum ama çok anlamsız bulup bir daha da dönüp bakma ihtiyacı hissetmemiştim. Fakat Facebook davetiyeleri ısrarla gelmeye devam edince siteye girip merakımı gidereyim istedim. Giriş o giriş… Facebook, üye olduğunuz andan itibaren sizi adeta içine çekiyor, büyülüyor ve bağımlısı haline getiriyor. Bu kişileri tanıyor olabilir misin diye arkadaşlarınızı ekrana getirmesi, e-posta kutunuzda kayıtlı adresleri tarayıp arkadaşlarınızı bulup çıkarması ilk etapta insanı şaşırtıyor. Sonra da bir anda kendinizi sitenin bağımlısı olarak buluyorsunuz. Sitede harcadığınız vakit her geçen gün daha da artıyor, sitede kaldıkça kalasınız geliyor.
Eğer siz de interneti yalnızca e-posta göndermek ve arama yapmak gibi şeyler için kullanıyorsanız, bugüne kadar arkadaşlık, networking sitelerine hiç üye olmamışsanız da Facebook’un çok farklı ve eğlenceli bulacaksınız.
Facebook fikrini bulanlar mutlaka dahi olmalı (Harvard’ta okuduklarına göre boş değillerdir zaten). Aslına bakarsanız insanın, “yahu bu fikri ben niye düşünemedim” diyesi geliyor ya da “hayret, bugüne kadar neden kimse böyle bir site kurmayı düşünemedi” diyor içinden. Herkesin bir sayfası olacak ve dostlar birbiriyle haberleşebilecek, mantık basit. Bunun üzerine, bugüne kadar internette kullandığınız her şeyi, e-postanızı, fotoğraflarınızı, blogunuzu, kişisel web sitenizi, oynadığınız oyunları bir araya toplamayı ekleyin, alın size Facebook.
Cep telefonları ilk çıktığında, çok popüler olacaklarını anlamıştım. Herkesin bir numarası olacak ve herkes birbirine kolayca ulaşabilecek. O günün dünyası için bu bir devrimdi. Gerçekten de biz Türkler cep telefonlarını çok sevdik ve kolayca alıştık. Şimdi 7’den 70’e cep telefonu sahibiyiz elhamdülillah. Şimdi ise internette yeni bir çağ başlıyor. Artık herkesin bir Facebook hesabı olacak, herkes kendini orada ifade edecek.
“Dünya ne kadar da küçük” derdik eskiden bir tanıdığımızla yolda karşılaştığımızla. Artık globalleşen dünyamız gitgide daha da küçülüyor. Şimdi artık kıtalar, mesafeler önemsizleşti. Belki doğru bağlantıları kurarsanız tanımadığınız her hangi bir insana ulaşmanız mümkün olacak yakın gelecekte.
Bir internet sitesi hayal edin ki bu sitede tüm arkadaşlarınızla yazışabiliyor, onların fotoğraflarını görebiliyor, neler yaptıklarını, kimlerle arkadaş olduklarını, hangi gruplara üye olduklarını, hangi oyunları oynadıklarını, ne ruh halinde olduklarını bilebiliyor, bugüne kadar nereleri gezdiklerini bile öğrenebiliyorsunuz. Üstelik bu arkadaşlarınızı 10 senedir görmemiş, hatta ayrı kıtalarda yaşıyor dahi olabilirsiniz. Üstelik bu sitede oyunlar oynayabiliyor, arkadaşlarınızla en sevdiğiniz filmleri karşılaştırabiliyor, çeşitli konularda gruplara üye olabiliyor, kendinize bir akvaryum yaratabiliyorsunuz. Hatta daha da ileri gidip arkadaşlarınıza sanal da olsa içki ısmarlayabiliyorsunuz. Yıllardır görmediğiniz, göz rengini bile unuttuğunuz eski sevgiliniz, anaokulu arkadaşlarınız, mahallede top koşturduğunuz çocukluk arkadaşlarınız, eski mahallenizdeki komşu kızı neler yapıyor diye merak ediyorsanız Facebook’ta merakınızı giderebiliyorsunuz. İşte Facebook’un özeti…
Şubat 2004’te 19 yaşında bir Harvard Üniversitesi öğrencisi tarafından kurulan Facebook, bir arkadaş bulma sitesi değil, arkadaşlarını bulma sitesi. Yani, bu sitenin amacı yeni arkadaşlar edinmek değil, bir şekilde bağınızı kaybettiğiniz arkadaşlarınızı bulmanızı sağlamak ve bağın devamlılığını sağlamak.
Facebook’un kelime anlamı “yüz kitabı” ve ismini Amerika’da üniversitelerce kullanılan, tüm öğrencilerin ve üniversite çalışanlarının fotoğraflarının yer aldığı Facebook isimli kitapçıklardan alıyor.
Halen 42 milyon aktif kullanıcısı olan Facebook, MySpace’den sonra dünyada sosyalleşme amaçlı olarak en çok kullanılan ikinci internet sitesi. İngiltere’de ise bugün açıklanan rakamlara göre yaklaşık 6 buçuk milyon kullanıcıyla MySpace’i geride bırakarak, bu klasmanda ilk sıraya yükselmiş durumda. Diğer ülkelerde de yakın zamanda birinci sıraya yerleşecek gibi görünüyor. Şirketin 2006 cirosunun 100 milyon doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
2006 yılında Amerika’daki bir araştırma şirketinin öğrenciler arasında yaptığı araştırmaya göre, Facebook, iPod’dan sonra öğrenciler arasında en moda şey seçilmiş.
Facebook’un bugüne kadar popüler olan sosyal iletişim sitelerinden çeşitli farkları var. Facebook’ta takma isim ile değil, kendi ad ve soyadınızla, fotoğrafınızla ve gerçek bilgilerinizle yer alıyorsunuz ve sohbet ettiğiniz kişiler de tanıdığınız arkadaşlarınız. Diğer bir fark ise şu, size gelen mesajlara diğer arkadaşlık sitelerinde olduğu gibi anında cevap vermek zorunda değilsiniz. Üstelik Facebook’ta kendinizi sayfanızla mümkün olduğunca iyi ifade etmeye çalışıyorsunuz ve Facebook bunun için oldukça renkli bir platform.