blog ara « önceki blog  |  sonraki blog »  |  şikayet et giriş  

YemekLer

Yazının Kategorisi [ Yemek Tarifleri ]

Güzel Msn Nickleri

Özlemek güzeldir, özlüyorsa özlenen beklemek güzeldir, gelecekse beklenen ve sevmek güzeldir, seviyorsa sevilen.

Gerçek aşklar bitmesini bilen aşklar olduğuna göre,insanlar ya hep sahte aşklarıyla evlenir,yada evlenerek aşklarını sahteleştirir.

Dünyada iki kör var;biri benden başka herkesi gören sen diğeri senden başka kimseyi göremeyen ben.

İnsanı taş yada kırık kalpli yapan bu dünyadan gidiyorum beni nereye gömerlerse gömsünler.....(Diderot)

Eger güzelligi içinizde tasımıyorsanız, dünyanın neresine giderseniz gidin onu bulamazsınız.

Bulutlar yagmasada yağmur yüklüdür sevmesini hissetmesini bilene......

Sokakta bir kiz gördüm takildi gözlerim gözlerine, Asigim zannetti beni kendine, Halbuki ne bilsin,Benziyordu GÖZLERI GÖZLERINE.

Gercegi insanlarin olculeri ile degil, insanlari gercegin olculeri ile tani..!

Gözlerin konustugu dil her yerde aynidir..!

Birgün biri çıkıpta güneşe adını buzla yazarsa bilki o seni benden daha çok seviyor...

Her zaman bir su gibi ol; Su engel tanımaz,durdurulmaz..

İnsanların hayalleri ile asla alay etme..

Derin ve ihtiraslı sev, kalbin kırılabilir ama, hayatı dolu dolu yaşamanın tek yolu budur..

Tanıştığın herkesin birşeylerden korktuğunu, birşeyleri sevdiğini ve birşeyler yitirmiş olduğunu UNUTMA..!

Yavaş konuş ama hızlı düşün..

Cevap vermek istemediğin bir soru ile karşılaştığında gülümse ve;"niye öğrenmek istiyorsunuz" diye sor..

Senin "pes ettim" dediğin bir anda, bir başkasının aynı durum için,"aman Allahım ne büyük fırsat" dediğini unutma..

Üç S'yi unutma;Kendine saygı, başklarına saygı, ve bütün hareketlerinde sorumluluk..

Kaybettiğin zaman bundan aldığın dersi de kaybetme..

İlham bekleyerek vakit kaybetme, sen başla ilham gelecektir..

Alıngan ve kırılgan olma, övgü gibi eleştriyi de zarafetle kabul et..

Amaçsız bir yaşamdan sakın..

Kaybetmeye gücünün yetmeyeceği şeyleri asla tehlikeye atma..

En iyi ilişkinin, insanların birbirlerine olan sevgilerinin,birbirlerine olan ihtiyaçlarından daha fazla olduğu durumda yaşanıldığını unutma..

Budalalığı kahramanlıkla karıştırma..

Uzaklarda olmak hiçbir zaman unutmak için bahane değildir..
(Ersin Mutlu)

Sıradan olmayan bir yaşam için çabaladık. Sonunda sıradan bir yaşamın düşünü kurduk.
(Rohat Kutlay)

Hayat yaşandığı kadar vardır. Gerisi ya hafızada ki hatıra ya hayaldeki ümittir.

Hüsranı ise bir tek şeyde arıyorum. Yaşamak mümkün iken yaşayamamış olmakta...

Kadın başarılı oldukça, kendi prensini bulma arzusu daha çok şiddetlenir.
(Irvin D. Salome "Nietzsche Ağladığında" adlı kitabından

Yaşlanma, sevdiklerini kaybetme ve dostlarından fazla yaşamdaki asıl acının sizi inceleyen gözlerin olmamasıdır.
(Jozef Breuer)

Bir insanın kendine karşı en büyük ödevi gerçeği keşfetmektir.
(Friedrich Nietzsche)

Sorulmayan soru en önemli sorudur.
(Jozef Breuer)

Ümit en son kötülüktür. Çünkü işkenceyi uzatır.
(Friedrich Nietzsche)

Ölümün son iyiliği bir daha ölümün olmamasıdır.
(Friedrich Nietzsche)

Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.
(Friedrich Nietzsche)

Yanlızlık hastalıkların üreyebileceği en iyi ortamdır.
(Jozef Breuer)

Mutlak hedef başkalarının fikirlerinden bağımsız olabilmektir.
(Jozef Breuer)

Yaşama karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır. Daha alçağını değil.
(Friedrich Nietzsche)

Başkalarının kurallarına uymak, insanın kendini yönetmesinden çok hem de çok daha kolaydır.
(Friedrich Nietzsche)

İnsan ruhu yaptığı seçimlerle belirlenir.
(Friedrich Nietzsche)

Hayat, doğru cevapları olmayan bir sınavdır.
(Jozef Breuer)

Yaşam planınız sizin elinizde değilse varlığınızı rastlantıya bırakmışsınız demektir.
(Friedrich Nietzsche)

En iyi gerçekler, kişinin kendi yaşam deneyimlerinden koparılmış kanlı gerçeklerdir.
(Friedrich Nietzsche)

Ben varken ölüm yok; ölüm varken ben yokum.
(Lucretius)

En çok arzu edilen kadın en çok korkulandır. Bunun nedeni onun ne olduğu değil bizim onu nasıl gördüğümüzdür.
(Friedrich Nietzsche)

Kaderini seç, kaderini sev.
(Friedrich Nietzsche)

Biz aslında bir anlamı olmayan evrene fırlatılmış olmanın verdiği rahatsızlıkla baş etmek zorunda olan, anlam arayan yaratıklarız.
(I.Yalom)

Yaşamak bazen bir dostun gülen gözlerinde bazende uzaktaki sevgilinin taze yüreğindedir.

Bir kurşunla vurulduğum zaman değil,unutulduğum zaman ölürüm.

Bir sevgi uğruna ölmek kolay,uğruna ölecek sevgi bulunmaz kolay.

Seni sen olduğun için değil,kalbimin bir parçası olduğun için seviyorum.

Seni benim kadar seven varsa sana benim kadar hasret kalsın!

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış.Sana onuncu köyden sesleniyorum.'Seni çok seviyorum.'

Aynaya her baktığında seni değil,seni düşünmekten sen olmuş beni görmeni istiyorum.

Eller seni elimden alsada yüreğimden kimse alamaz.

Senden beni sevmeni değil beni anlamanı istiyorum.Beni anladığın an seveceğini biliyorum.

Çok sevme birgün nefret edersin!Çok nefret etme birgün seversin!

Dünyada en değerli inci sevenin sevdiğine döktüğü bir damla gözyaşıdır.

Eskiden karanlıktan korkar yağmurdan kaçardım.Şimdi ise karanlıklar yoldaşım,yağmurlar gözyaşım oldu.

Bırakıp gittin beni,seni unuttum sanma.Zaman;alışmayı öğretir belki ama unutmayı asla!

Dünyada iki kör tanıdım.Biri beni görmeyen sen , diğeri senden başkasını görmeyen ben.

Sen beni bir dağın eteğindeki gelincik kadar severken ben seni o dağın doruğundaki kardelen kadar özlüyorum.

Seni bin yıl severim.Yeterki beni bir gün sev
.

Yeni bir meyhane keşfettim mezarlığın tam karşısında.Bir gün beni ararsan ya mezarlıktayım ya da tam karşısında.

Ellerimi bomboş bıraktın,gözlerimden sel olup aktın.Tek ümidim sendin,ummadığım anda beni bıraktın.

Adını kağıda yazamıyorum,gün olur yerlere atılır diye.Ellerim tutmuyor çizemiyorum resmini,görenler tutulur diye......

Ateşin yaktığından,güneşin hareket ettiğinden,gerçeğin bir yalan olduğundan kuşkulan ama benim sevgimden ASLA!

Sana dünyanın yedi harikası kadar güzel olduğunu söylemek isterdim ama vazgeçtim onlar mazide yapılmış şeyler.Sense günümüzü aydınlatan güneş kadar sıcak ve parlaksın.

Binlerce kere hoşlan,yüzlerce kere sev,ama bi kere aşık ol aşkın büyüsü bozulmasın,korkma en fazla bi kere kaybedersin.

Aşk insanı kimi zaman ağlatır kimi zaman güldürür,söyleyin bana aşk ateşini hangi su söndürür?Seveni sadece sevenin sözü öldürür,bir tek sözüyle dünyayı bile tersine döndürür.

Sana karanfilin sadakatini,sümbülün bağlılığını,menekşenin tevazusunu,çiğdemin neşesini,lalenin gururunu,leylağın saadetini versem bana kalbini verirmisin?

Tesihimde 33 taş var.İlk sekiziyle seni seviyorum,ikinci sekiziyle seni özledim,üçüncü sekiziyle sen herşeyimsin,dördüncü sekiziyle sen benimsin çekiyorum etti 32 son taşıylada tevbe ediyorum.

Dün rüya bugün hayaldir.Rüyayı mutlu hayali umutlu yapan bugündür.Öyleyse bugünü yaşa ve insanları kırma,çünkü o insanlar senin için var.

Eğer bir gün dünyanın bütün güzelliklerinden vazgeçipte sessizce ölüme gitmek istersen bana gel;gelki sana sensizliğin ölüm olduğunu göstereyim.

Mektupların arasında kuruttuğum gülümsün sen,sevda çiçeğimsin,özümsün,dünyaya bakan ikinci gözümsün.Gönlüm senden başkasını nasıl düşünsün?

Aşk çocuklukta masum bir abilik,gençlikte tatlı bir serserilik,orta yaşta yasal enayilik,ihtiyarlıkta gevezelik,müsadenizle aşkı inkar etmek biraz kelekliktir.

Sevgimi anladığın,dostluğumu paylaştığın,dertlerime ortak olmak istediğin için sen benim BİTANEMSİN!

Bugün herzamankinden farklı birşey yapayım dedim ama nafile yine seni düşünüp sana aşık oldum.

Sen benim için uzaktan beklenen mektup,mahkumun göremediği bayram,sağırın duyamadığı türkü,askerin çıkamadığı haftasonu izni,gülün bitemediği toprak gibisin.

Yüreğimin yerini bilmezdim; ta ki sen incitene dek.........

Dostluğumuz için kan akıt dersen dünyanın atar damarını bulur keserim illede senin kanın dersen ben seni kara topraktada severim.

Sen tanrıya dilenen dilek,göklere uzana ellerimsin,sen yaşadığım bir ömür ömrümün en güzel günlerisin,sen ulaşıldıkça ulaşılamayan hasretimsin.

Hiç yalan yoktur sözümde,doğrudur fikrimde,özümde,burcu burcu tütersin gözümde.Sensi yaşanmıyor yeryüzünde.

Can o güzel yüzüne vurgun neyleyim,gönül tatlı diline vurgun neyleyim,canda gönülde sır incileriyle dolu ama dile kilit vurmuşum neyleyim
msn

Hayatın gerçekten en bariz farkı Uzağa atarsın yakına düşer,öyle olaylaröyle kişiler vardır ki,hiç ummadığın anda aklına düşer.

Dışarıda yağmur,kalbimde rüzgar,seviyorum seni dağlar kadar,yüreğim yanar gözlerim ağlar.İçimde sadece senin sıcaklığın var.

Ağzımın tadı yoksa hasta gibiysem,boğazımda düğümleniyorsa lokmalar,buluttan nem kapıyorsam,inan hep gözlerinin hasretindendir.

Seni türküler beni ağıtlarla uğurluyacaklar,ikimizinde giysisi beyaz olacak,nüfusa seni evli,beni ölü yazacaklar.

Bakmayın belki yaşım küçük,doğduğumdan beri gördüğüm dertlerin hepsi büyük,omuzlarımda her zaman ağır bir yük,aşktan yana aldım payımı,kalbim hep paramparça kırık dökük.

Uzaklıklar küçük sevgileri yok eder büyükleri ise yüceltir.Tıpkı rüzgarın mumu söndürüp ateşi yükselttiği gibi.

Çiçekler rüzgarın şiddeti ile,erkekler kızların ihaneti ile solar.

Hissettiğim hisleri hissettiğin an o hissettiğin his Aşktır!

Aşkımıza nokta koyma sana bir kucak dolusu virgül getirdim.

Bana hayatı iki şey sevdirir.Aşk ve Özgürlük.Aşkım için canımı bile veririm ama özgürlüğüm için aşkımıda feda ederim...

Kimseye gönlümü vermedim seni görürler diye......Kimsenin gönlünü almadım içinde seni görürüm diye......

Aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabası gibiydi,gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi.

Küçük şeylere gereğinden fazla önem verenler elinden büyük iş gelmeyenlerdir.
Sevdiklerini elde edemiyorsan elde edebildiklerini sev.

Kula bela gelmez hak yazmayınca;hak bela yazmaz kul azmayınca......

Sevginin yolunda,ecelin yanında,cennetin kapısında yine seni seveceğim.Sevgilim!

Herşey güzel ama senin kadar değil.Herkes sever ama benim kadar değil.
Unutmaya çalıştıklarımız asla unutamadıklarımızdır.

Güneşsiz günü,yapraksız dalı,sensiz hayatı neyleyim.

Ne zaman güneş batıdan doğarsa,kırmızı kar yağarsa,şeytan namaz kılarsa, işte ozaman seni unuturum!

Ağaçlar yapraklarını, insanlar sevdiklerini kaybettikleri zaman anlarlar.

Yağan her yağmurda beni hatırla.Çünkü o yağan yağmurlar senin için akan gözyaşlarımdır.

Adını şarkılara yazmadım diye,resmini yollara çizmedim diye,uğruna can verip ölmedim diye sanmaki birtanem seni sevmedim.

Yatağını gül bahçeleriyle,rüyalarını papatyalarla süsledim.Üzerini sevgiyle örttüm.Kabuslarını ben aldımki en tatlı rüyaları sen gör diye.

Geceler seni düşündüğüm kadar uzun olsaydı,kainat güneşe hasret kalırdı.

Seni sevdiğim kadar yaşasaydım,ölümsüzlüğün adını sevgi koyardım.

Hayatta en acı şey 'merhaba'diyerek birleşen ellerin 'elveda' diyerek ayrılmasıdır
Aşk gözlerde başlar,dudaklara iner,kalbi fetheder.Ama karşılık bulamayınca tekrar gözlere çıkar,yaş olur iner.

Hiçbir ip hiçbir halat sevgi gücünden daha güçlü bir bağ ile insanları birbirine bağlayamaz.

Bir köpeğim vardı,beni seven ve anlayan;bir sevgilim vardı köpeğim gibi olamayan.

Uyanınca insanı uyandığına pişman eden,geriye dönmek isteyipte dönemeyince çaresizlikten delirten , hayatta sadece 1 kez görülebilecek harika bir rüyasın sen.

Eğer sevdiğin seni terk etmişse onu kendi haline bırak dönerse senindir,dönmezse zaten hiçbir zaman senin olmamıştır!

Seni bulmaktan çok aramak isterim,seni sevmeden önce anlamak isterim,seni bir ömür boyu bitirmek değil sana hep yeniden başlamak isterim.

Gözlerimi kapattığımda seni görmediğim gün seni sevmekten vazgeçmişim demektir!

Dudakların gibi sıcaktı......Kahveyi bıraktım...... Dumanında hayalin vardı.......Sigarayı bıraktım.......Rüyalarımda sen vardın.......Uyumayı unuttum ama bir seni unutamadım!

Sen dünyaya sürgün bir meleksin ve ben seni o kadar çok seveceğimki bir daha cennetine dönemeyeceksin!

Gerçek sevgi kötülük gördüğünde azalmayıp,iyilik gördüğünde artmayandır.

Sevgi karanlık bir tünelde yakılan mum ışığı gibidir.......Size yolunuzu gösterir ama uzakta ne olduğunu söylemez

Dal rüzgarı affetmiş,ama kırılmış bir kere.....

Bir tanem iki değil üç tanem.Biri sen biri ben biri de belli olacak benle evlenirsen.

Seni seviyorum derken hiç yalan söylemedim.Yalan söylerken hiç seni seviyorum demedim.

Hayat bu insan her zaman gülmez.Sevda bu yüz yıl geçsede ölmez.

Yüksek tepelerde hem kartala hemde yılana rastlanır ama birisi uçarak diğeri sürünerek gelmiştir.

Sevip de sevdiğine seni seviyorum diyememek ne kadar acıysa sevilipte sevildiğini bilmemek de o kadar acıdır.

Bir gün yağmura yakalanırsan benden kaçtığın gibi yağmurdanda kaç.Çünkü o bulutların arasında kaybolan aşkı için ağlıyan benim.

Aşkımı dağlara yazacaktım aşkımdan büyük dağ bulamadım.

Sensizliğin karanlık gibi çökeceği dünyamda bana aydınlığı unutturmayacak küçücük bir pencere bırak.

Her gönülde çiçek olacağına bir gönülde buket ol

Sen beni benim seni sevdiğim kadar sevseydin;Benim seni,Senin beni sevdiğin kadar sevdiğimi anlardın!

Güneşi kaybettin diye gözlerinide kaparsan yıldızlarıda kaybedersin.Beni kaybettiğin gibi.

Sanırım içmek;hergün tekrarlanılabilen ve ertesi gün hayata dönülebilen bir intihar biçimidir.

Ağlama! Gözlerine yaş değmesin.Gül! Dudaklarından tebessüm eksilmesin.Sev! Kalbinden yerim silinmesin.Unutma! Sen sadece benimsin.

Bir çocuk gülüşünde,rüzgarın en çapkın öpüşünde,yağmur her saçına düşüşünde beni hatırla....

Dünya 3 günlüktür.Dün,bugün,yarın.Dün geçti,yarının geleceği belli değil öyleyse bugünün kıymetini bil!

Zoru başarırım,imkansız biraz zamanımı alır

Seni bu dünyada 10 kişi seviyorsa bunlardan biri benim.Eğer seni bu dünyada 5 kişi seviyorsa bilki yine bunlardan biri benim.Eğer bu dünyada seni 1 kişi seviyorsa bu kesin benim.Eğer seni bu dünyada kimse sevmiyorsa bilki ben ölmüşüm!

Aşk, Seven için acı , Sevilen için gurur, Sevişenler için mutluluktur!
Beni benimle değil kalbinde bıraktığım izlerle hatırla!

İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını zannederler ama aslında yaşamadıkça yaşlanırlar.

Taşı delen suyun gücü değil,damlaların sürekliliğidir.

Herkesin üç kişiliği vardır.Ortaya çıkardığı,sahip olduğu,sahip olduğunu sandığı.
İyimser her felakette bir fırsat,kötümserde her fırsatta bir felaket görür.

Sevgiyi göstereceksin,söylemek yetmez! Sevgiyle dokunacaksın,düşünmek yetmez! Sevgi sözünde olucak, gözünde yetmez! Sevgiyi vereceksin,gönlünde yetmez!

SENİ UZAKTAN SEVMEYİ , SANA BAKMADAN GÖRMEYİ , SENİ DUYMADAN DİNLEMEYİ GÖZYAŞLARIMLA GÜLMEYİ, KAVUŞMAK İÇİN SABRETMEYİ ! öğrettin bana......

Nasıl doldurduysan hayatımı varlığınla, bende yazmak isterdim adımı defalarca Dudaklarımla Dudaklarına.....

Cama vuran her damlada sen varsın!Ne istiyorum biliyormusun? Her gün yağmur yağsın.

Denizler sonsuzdur,senin sevdiğin kadar değil. Güneş ısıtır,senin kadar değil. Seni herkes sever ama benim kadar değil

Alaca karanlığı hiç sevmem ben! Ya gündüz olmalı,ya gece ; kurşun ya derinden vurmalı yada namluda durmalı ! Dost dediğin ya senin gibi olmalı yada hiç olmamalı !

Zannetmeki gözlerim sana baktıkça bıkacak,sonsuza dek ellerim ellerini tutacak,kapanırsa gözlerim ebediyen hayata son sözüm bile "Seni Seviyorum" olacak.

Yemek ve içki söz konusu olunca insan bir çok arkadaş bulabilir. Ancak ciddi bir sorun karşısında ona arkadaşlık edecek çok azdır.

Kinlerin en büyüğü bile , bilgisizliğin bilgiye duyduğu kinden daha büyük olamaz
İhtiyar adamlar savaş ilan ederler ; fakat savaşan ve ölenler gençlerdir
Alışkanlık bir halata benzer . biz her gün onu oluşturan ince iplerden birini dokuruz ve sonunda onu bir daha koparamayız

Kuşlar gibi uçmayı , balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Ama bu arada bir sanatı unuttuk ; kardeş olarak yaşamayı

Zaman ; içinde fırsatın bulunduğu şey , fırsat da içinde çok fazla zamanın bulunmadığı şeydir.
Tek bir oykuyu anlatabilmek icin bin çeşit ses gerekir.

Severek asla bir sey kaybetmezsiniz. Ama hic bir sey yapmadan durursaniz, her zaman kaybedersiniz.

Bir dost edinmek kendi kendinize verdiginiz bir hediyedir.

Hayatin tadini cikarin.Sonraki yillarda bu guzel gunleri arayacaksiniz.

Aile, bizim kollarindan ne kurtulabildigimiz, ne de gercekten kurtulmayi istedigimiz sevgili bir ahtapottur.

Once ne demek istediginize karar verin, sonra da bunun icin gerekenleri yapin.
.
Her zaman birinden biri tercih edilecek iki secenek ve izlenebilecek iki yol vardır. Birisi kolay olanidir. Ve bunun tek iyi yani kolay olmasidir.

Baris da, iyilik gibi evde ogrenilir

Dusunceli bir yaklasimla secilen sözler guven yaratir, olusturulan fikirler ince ve derin olur ve verilen seyler sevgiye yol acar.

Dusunceli olun, cunku karsilastiginiz herkes inanin ki en az sizin kadar zorlu bir mucadele veriyor.

Kucucuk bir iyiligin ne kadar mutluluk verecegini asla tahmin edemezsiniz.

Ne kadar cok sey bilirsek, o kadar kolay affederiz.Kim derinden hissederse, yasayan herkesin adina hisseder.

Aslinda hepimizin istedigi sevilmektir

En karanlik animizda, yuregimiz tazelenir ve devam etmek ve dayanmak icin guc bulur.

"Ben" sozcugu cok guclu bir sozcuktur. Bu sozcukle basladiginiz cumlelere dikkat edin. Istediginiz sey ya da oldugunuzu iddia ettiginiz her ne ise, size zarar verir.

Sizi korkutan her deneyim siz guc, cesaret ve guven kazandirir. Kendinize "Ben bu dehseti yasadim.Bundan sonra gelecek seylere hazirim" dersiniz.

Baskalarina yardimci olmak icin elimize her zaman buyuk firsatlar gecmez, ama kucuk firsatlar her gun cikar.

Baska insanlarin hayatlarini aydinlatanlarin kendileri de bu isiktan uzakta duramazlar.

Hepimiz kanatlarla dogduk, neden yerlerde surunelim ki?

Dus kurmak degil, bir duse sahip olmamak budalaliktir.

Dunyanin aci ile dolu oldugu dogrudur, ama ayni zamanda bircok insan da bunun ustesinden gelmektedir.

Elde ettiklerimizle gecinebiliriz ama ancak verici olursak anlamli bir hayat surdurebiliriz

 Yorum Ekle (Toplam 6 yorum)
Yazının Kategorisi [ GüZeL YaZıLar ]

Acılara Rağmen Aşktan Vazgeçmeyiz Çünkü

Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. Hem de öyle kaçıracaksın ki beni herkes gibi elinden acıycak sonunda canın. Senin de…

 Aşk varsa acı da vardır.’ Der. Aşkın değişmez kuralıdır bu. Kaybolmak istiyceksin o gözlerde ama nafile. Oraya da zehirini salmıştır aşk.

 Ama her şeye rağmen güzeldir. Ona dokunmak, gözlerine bakmak onun için heyecan duymak... O denilince akan sular durur. Ordaki herkes beyaz o kırmızı olur. Onunla konuştuklarınızı eve gelince kapıyı kapatıp çekilip odanıza bir bir tekrarlamak size en heyecan verendir. Şunu şöyle deseydim böyle yapsaydımlar tekrarlanır durur aklınızın ondan arta kalan biryerlerinde. Sizi sarıp sarmalar şefkatlice, yumuşacık aşk denen o hoş şey. Mutlu olursunuz.

 Gözlerinizden duygu akar… Kulaklarınız aşk nameleri arar sürekli. Her saniye hücreleriniz yenileniyormuş gibi hissedersiniz. Çiçekler de bundan nasibini alır tabii. İşte aşk bu ve bizim anlatamayacağımız ve farkına varamayacağımız hislerle doludur. Ha sürekli yediğiniz ve annenizin şikayetçi olduğu tırnaklar da tarih olmuştur.

 Çünkü aşk insanoğlunun sahip olduğu en güzel armağandır. Her insan aşkla birlikte kendini dünyanın en şeker insanı hisseder.

 Bu yüzden tüm acılara, çıkmazlara, dolambaçlara rağmen hala o en eski masalı özlemle anıyor ve yaşamaya can atıyoruz…Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. Hem de öyle kaçıracaksın ki beni herkes gibi elinden acıycak sonunda canın. Senin de…

 Aşk varsa acı da vardır.’ Der. Aşkın değişmez kuralıdır bu. Kaybolmak istiyceksin o gözlerde ama nafile. Oraya da zehirini salmıştır aşk.

 Ama her şeye rağmen güzeldir. Ona dokunmak, gözlerine bakmak onun için heyecan duymak... O denilince akan sular durur. Ordaki herkes beyaz o kırmızı olur. Onunla konuştuklarınızı eve gelince kapıyı kapatıp çekilip odanıza bir bir tekrarlamak size en heyecan verendir. Şunu şöyle deseydim böyle yapsaydımlar tekrarlanır durur aklınızın ondan arta kalan biryerlerinde. Sizi sarıp sarmalar şefkatlice, yumuşacık aşk denen o hoş şey. Mutlu olursunuz.

 Gözlerinizden duygu akar… Kulaklarınız aşk nameleri arar sürekli. Her saniye hücreleriniz yenileniyormuş gibi hissedersiniz. Çiçekler de bundan nasibini alır tabii. İşte aşk bu ve bizim anlatamayacağımız ve farkına varamayacağımız hislerle doludur. Ha sürekli yediğiniz ve annenizin şikayetçi olduğu tırnaklar da tarih olmuştur.

 Çünkü aşk insanoğlunun sahip olduğu en güzel armağandır. Her insan aşkla birlikte kendini dünyanın en şeker insanı hisseder.

 Bu yüzden tüm acılara, çıkmazlara, dolambaçlara rağmen hala o en eski masalı özlemle anıyor ve yaşamaya can atıyoruz…Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. Hem de öyle kaçıracaksın ki beni herkes gibi elinden acıycak sonunda canın. Senin de…

 Aşk varsa acı da vardır.’ Der. Aşkın değişmez kuralıdır bu. Kaybolmak istiyceksin o gözlerde ama nafile. Oraya da zehirini salmıştır aşk.

 Ama her şeye rağmen güzeldir. Ona dokunmak, gözlerine bakmak onun için heyecan duymak... O denilince akan sular durur. Ordaki herkes beyaz o kırmızı olur. Onunla konuştuklarınızı eve gelince kapıyı kapatıp çekilip odanıza bir bir tekrarlamak size en heyecan verendir. Şunu şöyle deseydim böyle yapsaydımlar tekrarlanır durur aklınızın ondan arta kalan biryerlerinde. Sizi sarıp sarmalar şefkatlice, yumuşacık aşk denen o hoş şey. Mutlu olursunuz.

 Gözlerinizden duygu akar… Kulaklarınız aşk nameleri arar sürekli. Her saniye hücreleriniz yenileniyormuş gibi hissedersiniz. Çiçekler de bundan nasibini alır tabii. İşte aşk bu ve bizim anlatamayacağımız ve farkına varamayacağımız hislerle doludur. Ha sürekli yediğiniz ve annenizin şikayetçi olduğu tırnaklar da tarih olmuştur.

 Çünkü aşk insanoğlunun sahip olduğu en güzel armağandır. Her insan aşkla birlikte kendini dünyanın en şeker insanı hisseder.

 Bu yüzden tüm acılara, çıkmazlara, dolambaçlara rağmen hala o en eski masalı özlemle anıyor ve yaşamaya can atıyoruz…Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. Hem de öyle kaçıracaksın ki beni herkes gibi elinden acıycak sonunda canın. Senin de…

 Aşk varsa acı da vardır.’ Der. Aşkın değişmez kuralıdır bu. Kaybolmak istiyceksin o gözlerde ama nafile. Oraya da zehirini salmıştır aşk.

 Ama her şeye rağmen güzeldir. Ona dokunmak, gözlerine bakmak onun için heyecan duymak... O denilince akan sular durur. Ordaki herkes beyaz o kırmızı olur. Onunla konuştuklarınızı eve gelince kapıyı kapatıp çekilip odanıza bir bir tekrarlamak size en heyecan verendir. Şunu şöyle deseydim böyle yapsaydımlar tekrarlanır durur aklınızın ondan arta kalan biryerlerinde. Sizi sarıp sarmalar şefkatlice, yumuşacık aşk denen o hoş şey. Mutlu olursunuz.

 Gözlerinizden duygu akar… Kulaklarınız aşk nameleri arar sürekli. Her saniye hücreleriniz yenileniyormuş gibi hissedersiniz. Çiçekler de bundan nasibini alır tabii. İşte aşk bu ve bizim anlatamayacağımız ve farkına varamayacağımız hislerle doludur. Ha sürekli yediğiniz ve annenizin şikayetçi olduğu tırnaklar da tarih olmuştur.

 Çünkü aşk insanoğlunun sahip olduğu en güzel armağandır. Her insan aşkla birlikte kendini dünyanın en şeker insanı hisseder.

 Bu yüzden tüm acılara, çıkmazlara, dolambaçlara rağmen hala o en eski masalı özlemle anıyor ve yaşamaya can atıyoruz…Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. Hem de öyle kaçıracaksın ki beni herkes gibi elinden acıycak sonunda canın. Senin de…

 Aşk varsa acı da vardır.’ Der. Aşkın değişmez kuralıdır bu. Kaybolmak istiyceksin o gözlerde ama nafile. Oraya da zehirini salmıştır aşk.

 Ama her şeye rağmen güzeldir. Ona dokunmak, gözlerine bakmak onun için heyecan duymak... O denilince akan sular durur. Ordaki herkes beyaz o kırmızı olur. Onunla konuştuklarınızı eve gelince kapıyı kapatıp çekilip odanıza bir bir tekrarlamak size en heyecan verendir. Şunu şöyle deseydim böyle yapsaydımlar tekrarlanır durur aklınızın ondan arta kalan biryerlerinde. Sizi sarıp sarmalar şefkatlice, yumuşacık aşk denen o hoş şey. Mutlu olursunuz.

 Gözlerinizden duygu akar… Kulaklarınız aşk nameleri arar sürekli. Her saniye hücreleriniz yenileniyormuş gibi hissedersiniz. Çiçekler de bundan nasibini alır tabii. İşte aşk bu ve bizim anlatamayacağımız ve farkına varamayacağımız hislerle doludur. Ha sürekli yediğiniz ve annenizin şikayetçi olduğu tırnaklar da tarih olmuştur.

 Çünkü aşk insanoğlunun sahip olduğu en güzel armağandır. Her insan aşkla birlikte kendini dünyanın en şeker insanı hisseder.

 Bu yüzden tüm acılara, çıkmazlara, dolambaçlara rağmen hala o en eski masalı özlemle anıyor ve yaşamaya can atıyoruz…

 Yorum Ekle (Toplam 7 yorum)
Yazının Kategorisi [ GüZeL YaZıLar ]

Aşkın Adı Ümittir Artık

Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? “İlk bakışta aşık oldum” der kimisi... Hiç yaşamadım bilemem. Doğrusu inanmam da... Kim böyle söylese ya da nerede okusam bu cümleyi, olsa olsa etkilenmektir bunun adı, aşk değil diye düşünürüm. Böyle bir cümleden sonra şartlanılmış bir aşk yaşanır ve biter. Anıldığında geçici bir hevesmiş aslında diye düşünülür belki de... Neyse asıl konumuz bu değil. Düşsel bir aşkın hikayesi anlatacağım ben size, ya da isterseniz yaşanmış bir aşk deyin siz bu aşka... Bu hikayede, ilk bakışta aşk yok, arkadaşlıktan aşka dönüşen bir hikaye de değil bu! Bir yasak aşk öyküsü hiç değil! İçinde biraz hüzün, biraz mutluluk gözyaşı, birkaç şiir ve şarkı, yaralı iki yürek, kaygılar ve tabii ki uykusuz saatler var. Bu hikayenin içinde en çok ümit var. Merkezde ise aşk...

 Birbirine uzak iki şehir... Biri taş binalarla çevrilmiş, sokaklarında asık yüzlü insanların dolaştığı, kuru ayazların kol gezdiği bir şehir... Diğeri deniz kokusu iliklerine kadar sinen... Bu birbirinden çok farklı iki ayrı şehirde, birbirine çok benzeyen iki insan... Birbirlerinden habersizken, aynı gecede aynı yıldızlara bakıp aynı dileği tutuyorlar belki bir gün... Sonrasına siz masal deyin, ben hikaye... ya da bir düş... Dedim ya hikayede en çok ümit var diye; bir ümitle başlıyor işte her şey...

 Aşka en çok bahar yakışır değil mi? Oysa bir kış mevsiminde başlıyor bu düşsel aşk. Dışarıda kış, yüreklerde bahar... Kırlar yerine, yüreklerde açıyor papatyalar... Dışarısı soğukmuş, buz gibiymiş, ne gam? Yüreklerde güneş...

 Kadın taş binalı, kuru ayazlı şehirde yaşıyor. Sahteliklerden, yalanlardan bıkmışlığıyla bir uçurumun kenarındayken, bir ümit tutuyor elinden... Yani deniz kokan kentten gelen adam! Onun ne işi vardı o uçurumun başında diye soracaksınız şimdi? O da aynı sebeple oradaydı. Belki adam çevresindeki tüm sahteliklerin ve yalan sevdaların içinde adamlığından utanmıştı da , onu uçurumdan atıp rahatlamak istiyordu. Yüreğini de fırlatıp atacaktı; böylece kimse acıtamayacaktı onu bir daha... Ama karşılaşmayı hiç beklemediği o yer de kadınla karşılaşmıştı işte... Adam ve kadın elele verip vazgeçtiler yüreklerini atmaktan... Ne de olsa bir ümit vardı içlerinde hala... Aslında onların yürekleri elele tutuştu... O ikisi birbirlerinin gözüne kaşına değil, boyuna posuna değil, yüreklerine aşık oldular... Ve ilk sözleri “Yüreğine aşığım” oldu aşka ilk adımı atarken. En çok kelimeler yardım etti onlara, birbirlerinin yüreğine dokunmaları için.
Bir gece vaktinde kadın adamı düşünürken güncesine şöyle yazdı:

 “ Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? Belki bir şarkıyla, belki bir şiirle gelir. Belki de bir yıldız olarak düşer avucunuza, dilek tuttuğunuz bir gecede... Uzak bir kentte bir yürek şiirler yazar adınıza... Her dizede onu bulursunuz, her dizede kendinizi... 160 karaktere sığdırmaya çalışırsınız içinizden taşan her duyguyu... Sığdıramazsınız... Sonra beceremeseniz de şiir yazmayı onun kadar güzel, bir şiir dökülür kaleminizden...

 Sesini hiç duymadığım,
Hiç dokunmadığım ellerine,
Bir şaire vurgunum şimdi.
Ben hiç oldum, o herşey!
Yaşadığı kentte,
Bir gece olsun uyumadım,
Gezmedim sokaklarında,
Duymadım o kentin gürültüsünü
Ve koklamadım denizinin kokusunu...
Ben onun avucundaki yıldız oldum,
O benim içimde ümit..
İşte bu yüzden;
Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk! ”

 Adamsa bir hikaye yazdı ve anlattı bir aşkın başlangıcını... Sordu: “ Bir ümit üzerine aşk yazılabilir mi? ” diye. Kimi onaylayarak ümit üzerine aşk yazılır dedi, kimi vazgeç dedi aşkın aleviyle kırmızıya dönmekten... Bir başkası bu hikayenin sonu sadece hüsran diyerek ümitleri kırdı ve bir dost destek verdi, kadın ve adamın mutluluğuna katılarak... Sonu ne olur? Ne kadın biliyor, ne adam, ne de diğerleri... Tek bilen var sonunun ne olacağını, gözle görülmeyen varlığı en derinde hissedilen tek bilen...

 Şimdi iki ayrı kentte, birbirlerinin yaralarını kelimelerle sarmaya çalışan, iki yaralı yürek avuç içlerinde bir yıldız tutarak, birbirlerini düşünüyorlar. Ağlamanın ne kadar güzel olduğunu keşfediyorlar yeniden... Büyük bir mutlulukla yaşarken aşkı, hatta mutluluğu içlerine daha fazla çakmak için uykularını feda ederken hep ‘bir ümit’ içlerinde... Ve bir taraftan kaygılanıyorlar, korkuyorlar gün gelir bu büyü bozulur diye...Kelimelere, şiirlere, şarkılara sığınıyorlar birbirlerini daha çok hissetmek için... Sonuç olarak düşsel bir aşka ‘merhaba’ diyen iki ayrı yürek, tek yürek olup açtılar kapılarını mutluluğa... Ve göze aldılar ne zaman geleceği meçhul olan hüznü... Yani bir ümidin üstüne aşk yazıldı, ve daha bitmedi hikaye... İçinizden geliyorsa devam edin hadi yazmaya ve bir isim daha verin aşka...

 Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk...

 Yorum Ekle (Toplam 5 yorum)
Yazının Kategorisi [ GüZeL YaZıLar ]

AnNECiĞiM:(:(:(

 

Anneciğim..

3 yıl kadar önceydi, 16 yaşındaydım, hatırlıyor musun? Doğuşta yayımlanan Bir Annenin Feryadı başlıklı bir yazıyı kaç kere okutturmuş ve gözyaşları arasında o acılı anneye dualar etmiş, onun için üzülmüş ve kimsenin böyle bir duruma düşmemesi için dilekler dilemiştik...

Özellikle bizim aile ve kendimiz için dualar etmiştik...

Dizinin dibine oturur, başımı gül kokulu göğsüne yaslar; bal akıtan dilinden nasihatler dinlerdim. Yüreğinin atışında ve her anlatışında bizler vardık. Verdiğin o öğütler, yolumu aydınlatır, ufkumu açar, kendime olan güvenimi artırır, hayata bakışımı şekillendirirdi.

Beynim dinç, ruhum diri, yüreğim huzura kavuşmuş olarak ayrılırdım yanından... Ve biz aile olarak asla parçalanmayacağı derdim kendi kendime...
Arkadaş seçimine dikkat et; Sibelle ilişkilerini sınırlı ve mesafeli tut derdin... Dinlerdim ve tutardım da nasihatlerini...

Ama ne oldu da bu hale geldik, hala anlayabilmiş ve sırrını çözebilmiş değilim... Gelsem, kapını çalsam; hem evinden hem de yüreğinden içeri alacaksın, biliyorum; ama, yüzüm yok.... Utanç yığınıyım anne... Hep 16 yaşındaki bebeğin olarak kalsaydım da, sana bu acı ve utancı tattırmasaydım...


İki yıl Atheneumda okudum; benimle gurur duyuyordunuz. Yüzümüzü güldürecek, topluma hizmet eden bir insan olacaksın yavrum; diye, benden herkese övgüyle bahsediyordunuz... İkinci yıl sınıfta kaldım, üzerinde durup, nedenlerini araştırmadınız; sorup/soruşturmadınız...

O yıl ben, Sibelin internet alışkanlığının kurbanı oldum. Sanal ortamda yazışmalar hoşuma gitmişti ve uzun zaman biriyle haberleşmiştim. Dersleri askıya almış, gece-gündüz bilgisayarın başında arkadaşımla yazışıyorduk... Benim bu halimden bile övgüyle bahsediyor, Aferin benim yavruma! Gece-gündüz ders çalışıyor diyordunuz...

Ağabeyimle chat arkadaşlığım
Uzun zaman intenette yazıştığımız, hatta kim olduğunu bilmeden, yüzünü görmeden aşık olduğum gençle tanışmak üzere randevulaştık. Korkuyor, çekiniyordum; ama daha fazla dayanamadım ve randevu sözü verdim...

Okanla bir kütüphanede buluşacak ve ben elimde, Kerime Nadirin, hiçkırık adlı romanının okuyor olarak onu karşılayacaktım... Okan, tarif ettiği giyimiyle sözleştiğimiz saatte karşımda duruyordu...

Ama bu olamazdı anne!!! Çünkü karşımda ağabeyim Erhan duruyordu... Aylarca yazıştığım, şiirler gönderdiğim, sevda şarkıları bestelediğim ve hatta sevdiğimi haykırdığım kişi kardeşim Erhanmış... Göz göze geldik, bakışlarımız mum gibi birbirimizi eritiverdi. Bir utanç yığınıydık.. Kanımın donduğunu, dünyanın durduğunu hissettim bir an... Gözlerinde yanan ışığın söndüğünü, alev fışkıran bir ocağa döndüğünü gördüm. Onurluydu, namusluydu ve o bir erkekti... Dövmedi, sövmedi; beni utancımla baş başa bıraktı ve çekip gitti...


Onunla dövüşür, kapışır, kırgın ve küsülü gezerdik ya anne; şimdi onu ne çok özlüyorum bir bilsen!.. Gömlek ve pantolonlarını ütülemeyi, odasına çay-kahve götürmeyi, yatağını düzletmeyi bile özledim anne... O gidince dünyanın yükü omzuma bindi sanki...Ağabeyimin evi neden terk ettiğini hep merak ederdin ya anne, işte gizlenen bu sır ve utançtandı...

Ağabeyimi görmedim ondan sonra; ama, onu görenlerden haberini aldım. İyiymiş, sağlıklı ve çalışıyormuş. Evlenmiş ve bir de kızı olmuş... İsmini de bu yaşamıyasıca kızının adını koymuş...Elif diyorlarmış yeğenime... Ağabeyimin beni affettiğinin bir işareti mi bu anne?


Onun evden gidişinin ve ailenin büyük bir acıyla karşılaşmasının müsebbibi olarak her şeyi askıya almış, okulu boşlamış ve sigaraya başlamıştım.
Aşk Çocuklarıyla Tanışıklığım
Anne, yine Doğuşt editör imzalı bir yazıda, genç kızlar;Fuhuş Tuzağına düşmemeleri hususunda uyarılıyordu hatırlıyor musun? İnsanoğlu ne çok unutkan oluyor...


Okula artık lafolsun diye takılıyor ve yaşadığım o olayın etkisinden bir türlü kurtulamıyor, değişik yollar deniyor, bir çıkış arıyordum... Okul önünde, sarı saçları, yeşil gözleri, pahalı giysileri ve son model arabası olan bir genç sürekli beni izlemeye başladı. Her türlü konuşma ve arkadaşlık tekliflerini reddettim; diretti, inat etti ve beni pes ettirdi. Beraberce çıkmaya başlamıştık. Beni her gün güllerle; bazen de pahalı hediyelerle karşılıyordu...

Önceleri sadece elimi tutuyor, öpmeye bile yanaşmıyordu. Her hali, tavrı beni kendine bağlamış ve sırılsıklam aşık olmuştum. Onunda beni sevdiğinden ve dürüst olduğundan emindim. Çünkü benden istifade etmeye asla yanaşmıyordu. Her şeyi evliliğe saklamalıyız, seni tertemiz olarak ak duvağınla kabul etmek istiyorum iyordum
Romantizmin doruğunda bir aşk yaşıyorduk. Ayaklarım yer değmiyordu. Annem, canım anneciğim! Senin öğütlerini ve başıma nelerin geleceğinin hesabını çoktan unutmuştum.

Bir gün Serhanın oldum; nasıl oldu hala anlamış değilim. Şu an müptelası olduğum uyuşturucuyu, ilk o gün içirmiş olabilir mi diye zaman zaman düşünüyorum.. Ama ne fayda!
Zordayım, dardayım, dipsiz karanlık kuyulardayım anne!... Feryadımı duyduğunu ve her gün gözyaşları içerisinde yolumuzu beklediğini biliyorum...
Anne! Ağabeyimin evi terk edişine alışamamışken, benim de ortalardan kayboluşum sizi fena halde yıktı biliyorum. Benimle ilgili gerçekleri öğrendiğinizde kahrolacağınızı bildiğimden gitmek zorundaydım anne... Her şeyi anında sana anlatsam bu hallerin hiçbiri başıma gelmeyecekti; ama bunun için artık çok geç...


Serhan, kendisiyle olduğum o utanç anını video olarak görüntülemiş. Bu rezil kaseti size gösterme tehdit ve şantajıyla beni sizden kopardı. Birbirimizi seviyorsak, ailemi evliliğe razı ederim, böyle bir çirkefliğe neden gerek duydun diye sorduğumda verilen cevap benim bitişimin başlangıcıydı....

Ne evliliği be! Bundan böyle benim malımsın ve istediğim şekilde hareket etmek zorundasın! Aksi halde başına gelebilecekleri sen hesapla!..
Fuhuş ve uyuşturucu bataklığındayım
Parasız kaldığını söyleyerek başka erkeklere pazarlandım, uyuşturucu bulamama korkusuyla her denilene boyun eğdim. İnsanlığımdan, kadınlığımdan zerre kalmadı anne. İçimde yanan koca bir ateş her gün beni yakıp bitiriyor. Ateşten sıcak olan o kucağını özledim, gül kokunu, yüreğinin atışını, şefkatli bakışını özledim anne!..


Bir gün bu hayata elveda diyeceğim, belki de senden önce göçeceğim.. Saçlarım ve gözlerim artık gece siyahı değil!.. Sarı ve yeşil oldular anne.. Burnum düzeltildi...
Öldüğümde teşhis için seni çağırırlarsa tanımakta zorlanır ve belki de,bu benim nazlı kızım Elifim değilder çeker gidersin.. Beni yadellere bırakma anne, beni de al yanına; beni de götür gideceğin yere....


Beni, sol göğsümün, tam yüreğimin üstüne yaptırdığım ve ANNEM; yazdırdığım dövmeden tanı anne!..
Pe..venkler, bu dövmeyi, fuhuş pazarında kimse kimsenin de malını kullanmasın diye kazdırırlarmış, ama ben sana olan sevgimin bir nişanesi olarak kazdırdım ve beni ölünce rahat tanıyasın diye yazdırdım anne!...


Serhanı polise şikayet ettim, üç gün sonra çıkıp geldi ve daha da azıttı, korkuyorum anne!.. Bu şebekeyi durduracak tek güç; aileler ve özgüvenle donatılmış gençlerdir anne...

Anne, bu mektubu sana mı yazdım, yoksa benden sonra bu tuzağa düşmesini istemediğim genç kızlara mı bilemiyorum...

Ben söylenen sözlerden, edilen nasihatlerden ders alsaydım bu hale gelmezdim elbette, benim yazdıklarımdan da gençlik ibret almayacak ve bu fuhuş şebekesi, bu uyuşturucu ve organ mafyası kirli çarklarını işletip duracaklardır.

Nice masum gencin canı yanacak, onuru, namusu incinecektir. Ama ben son bir kez bana düşen insanlık görevimi yapayım ve sana sesimi ulaştırayım istedim... Sen beni mutlaka duyacak ve affedeceksin biliyorum ama, Müslüman-Türk kızları bu çığlığıma kulak verecek mi bilmiyorum...

Seni seven kızın Elif...

 Yorum Ekle (Toplam 2 yorum)
Yazının Kategorisi [ GüZeL YaZıLar ]