blog ara « önceki blog  |  sonraki blog »  |  şikayet et giriş  
BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(Welcome)




    

                Var olmak için ne dosta ne de düsmana ihtiyacin olsun.Bir tek seyin olsun..."insiyatifin"..eger bir kisinin "insiyatifi" varsa, o kisi "insan" demektir.Eger bir toplulugun "insiyatifi" varsa, o topluluk bir kalabalik degil , bir "millet demektir.

BEN DÜNYAYA BÖYLE BAKIYORUM.YA SİZ?...

Buğun dünyada "süper güç" olarak takdim edilen ülkeler, yeni nesle tarihlerini öğretirken, hayalî kahramanlardan ve uyduruk tarihten medet ummaktadırlar. Zira onların tarihlerinde övünülecek, fazilet olarak takdim edilecek hâdiseler pek olmadığı gibi, "örnek şahsiyetler" de yoktur. Onun için ortaya, Teksas, Tommiks, Red-Kit, vs. gibi çizgiroman kahramanları, Süpermen gibi hayalî kahramanlar çıkarmışlardır. Oysa bizim tarihimiz baştan başa, şanla, şerefle doludur. Tarihimize mührünü basmış sayısız kahramanlar, kumandanlar, idareciler, ilim adamları, san'atkârlar, maneviyat büyükleri, birer masal kahramanı değil, yaptıklarının çoğu tevazu perdesi altına gizlenmiş gerçek kahramanlardır. Düşünün, ecdadımız İstanbul'u fethettiği zaman, daha Amerika kıtası bile keşfedilmemişti. Ecdadımız dünyanın en büyük topunu icad eder, dünyanın en mükemmel silah fabrikalarını kurarken, bugün dünya silah pazarını elinde bulunduran ülkelerin adlan-sanları yoktu. Ecdadımız, dünyanın en mükemmel ordu teşkilatını, en gelişmiş harp sanayiini kurarken, mimarîde, san'atta, ilimde en mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatları hayretler içerisinde karşılıyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatlan hayretler içerisinde ve hasetle seyrediyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, gençlerimiz, tarihini bilmez, ecdadını tanımaz oldu. Bunun faturasını da çok ağır ödedik, hâlen de ödemekteyiz. Maddî, manevî sıkıntılarımızın temel sebeplerinden biri, işte bu şekilde mazimizi, tarihimizi bilmeyişimiz, ecdadımızı tanımayışımızdır. Bize bu cennet vatanı armağan eden, bu güzelim ülkeyi İslam beldesi haline gelen bu topraklar üzerinde Ezan-ı Muhammedi'nin ilelebet yankılanması için canlarını feda eden, İ'la-yı Kelimetullah sancağını üç kıtada şerefle dalgalandıran, ilimde, teknikte, san'atta birinciliği kimselere kaptırmayan ecdadımızı tanımak, herşeyden önce bu vatanda yaşayanların boynuna borçtur. Hususan da gençlerin... Niçin gençler için "hususan" kaydını koyuyorum. Zira, eğik başlan tekrar dik tutturmak, izzet, vakar, şeref yolunu açmak gençlerin aslî vazifesidir. Yaklaşık iki asırdan beri devam eden Batının tahakkümünden kurtulmak, ekonomik sıkıntı çemberini parçalamak, manevî değerleri yeniden elde edip asıl mecraina oturtmak için, ecdadı örnek almak lazımdır. Bir Fatih Sultan Mehmed'e bakınız, 21 yaşında İstanbul'u fethetmiştir. Bu bir masal değil, gerçeğin tâ kendisidir. İşte gençlerimiz kendilerine bu büyüğümüzü örnek almalı, "21 yaşında Fatih olmanın" yollarım araştırmalı, kendilerini ona göre hazırlamalıdırlar. Tarihimize şan veren, bize bu vatanı armağan eden, güzel ahlakın, güzel idarenin numunelerini sergileyen, zaferler ve fetihler yolunu açan büyüklerimizin hayatını her zamaman hatırlamalıyız. Gençlerimizin, TV filmleri, çizgi filmler, çizgi romanlar bombardımanıyla zihninde yer alan Batılı uyduruk kahramanları değil de, ecdadımızı örnek almasını yürekten arzulamaktayım. Tarihine ve ecdadına sahip çıkan gençliğin, yakın bir gelecekte, güzel günler kapısını aralayacağına ve hepimizin yüzünü güldüreceğine inanıyorum.
         TÜRKLER TARİH YAPAR,TARİH YAZMAZ...

   
  
                                             The TURKS is lord of the world ....
                YURTTAN ve DÜNYADAN HABERLER(Politik haberler)
http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=politika&sure=3" YAZARLAR:"http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=yazarlar&sure=3"

 

    .

http://economymodeli.bigforumpro.com/(FORUM)
 

 


BENİM SİTEM:www.mehmettunabas.tr.com.tr
  KÜRESEL ISINMAYI LİVE CAMDAN İZLEYİNİZ. TUNALIM...
http://www.globalwarmingcam.com/index.html
The worst and the most feared is happening. The North Pole is melting with an alarming rate. It is worst than first predicted.
See this with livecam here
Yazının Kategorisi [ TANIŞMA ]
BU DÜNYADA TÜRK OLMAK !…

 

 

 002hartavebayrakcopy3fi1fe4ah  Osmanli'nin borcunu odemektir, hovarda babanin borcla yasayan evladi gibi.
Kosova'da ve Bosna'da, Bati Trakya'da ve Makedonya'da, bilmem kac asir gecmiste kalan meselelerin hesabini vermektir,Türk olmak.

Turk olmak,
Kibris'ta, Hocali'de, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykirima ugrayip, yapmadigin soykirimla suclanmaktir.

Turk olmak,
lisaninin Avrupa'da yasaklanmasidir ve yine Turk olmak kendini anlatamamaktir.
Avrupa'da hor gorulmek Turk olmaktir, atalarin bir suru asir once Viyana'yi kusattigi icin …
…ve hos gorulmemektir, sadece kusatip, Napolyon gibi butun Viyana'yi yakmadigi icin.

Turk olmak,
Selanik'te Pontus Aniti'nin, Viyana'da cignenen yeniceri minberinin ve Malta'da papazin uzerine bastigi Turk bayragi heykelinin onunden gecmektir.

Turk olmak zordur, cetindir ve eziyetlidir.
Uc kitadan donup, bir kucuk yarimada da misafir muamelesi gormektir.
Sayisiz imparatorluk kurmak Turk olmaktir, ayni zamanda sayisiz imparatorluk yikmak da Turk olmaktir.

Turk olmak,
Arabaya kosulan ilk atin vataninda, ilk yazili antlasmanin imzalandigi yurtta, yazinin bulundugu, paranin icat edildigi, her metrekaresinden bereket fiskiran bu yurtta… kalkinmak icin yabanci sermaye beklemektir.

Turk olmak;
Troya'dan bu yana, Sumer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, butun zamandan damitilarak gelen yuksek degerlerine ragmen, bir haftalik hafiza ile yasamaktir.

Dogu Roma'yi da Bati Roma'yi da yikip, yeni Roma olan AB'ye girmeye calismaktir Turk olmak.
Türk'ün dirilişi Milli bir ekonomiyle ulur diyenlere inat,küresel güçlere alkış tutmaktır .
Turk olmak,
Mostar'da koprudur,
Kerkuk'te kaledir,
Istanbul'da Kizkulesi'dir,
Anadolu'da bugdaydir,
Cukurova'da pamuktur,
Ege'de tutun,
Karadeniz'de findik,
Trakya'da aycicegidir.

Turk olmak,
Canakkale'de olmektir.
Canakkale'de olmeden once dusmana su vermektir, onun yaralisini sirtinda kendi hastanene tasimaktir.
Dusmanin ardindan rahmet okumak, kanlindan helallik almaktir.

Sabahlari odana rahmet dolsun diye, cami acmaktir. Kar yagdiginda kayak yapmayi degil, evsizleri dusunmektir.
Balkon kosesine kuslar icin, kisin ekmek kirintisi, yazin su koymaktir.
Yagmura rahmet, kara bereket diye bakmaktir.

Turk olmak,
harap bir ulkede, zengin ulkelerin mustemlekeligini reddedip…
tahtadan kilic ve ipten uzengi ile…
paylasacak ve sahiplenecek tek varligi fakirlik olmasina ragmen…
yedi duvele meydan okumaktir.

Turk olmak,
askere davul-zurna ile ugurlanmaktir…
belki de donmeyecegini bilerek.
Turk olmak,
annenin ardindan" bir oglum daha olsun, onu da gonderecegim" demesidir.
Babanin gozyaslarini tutarak, tabutuna son kez dokunurken "vatan sag olsun" demesidir.

Turk olmak,
"Turk cayinda radyasyon olmaz" yalanlari ile, "gusul abdesti alana aids bulasmaz" dolanlari ile yasamaktir.
Her hukumetin enkaz devraldigi, ama asla ardinda enkaz birakmadigi ulkede olmaktir.

Turk olmak,
ecdadin yasadigi kitliktan dolayi, cayin yaninda gelen sekerden fazla olani garsona geri vermektir. Ayni nedenle Turk olmak, yemegi ziyan etmekten korkmaktir.
Goz hakkina, dis kirasina saygidir, Turk olmak.
Evindeki bir kap asin yarisini tanri misafirine vermektir.
Kendi yerde, misafiri dosekte yatirmaktir Turk olmak.

Turk olmak,
milli macta aglamaktir.
Ayhan Isik'a, Belgin Doruk'a asik olmaktir.
Turk olmak,
askini olesiye sevmektir.
Aski icin olmektir, oldurmektir.
Sevdiceginin elini bir kez tutamadan topraga girmektir.
En guzel ask siirlerini yureginde hissetmektir.
Eskiyaya turku yakmaktir, Turk olmak.

Milletine sovmektir, ama baskasina sovdurmemektir, Turk olmak.

Turk olmak
Yunus'u bilmektir, Asik Veysel'i sevmektir.
Mevlana'yi, Haci Bektas-i Veli'yi ve Hoca Yesevi'yi…
-tek bir satirini okumasa da-
yureginde tasimaktir.

Turk olmak,
saz caldiginda, ney uflendiginde, kos dovuldugunde ve kaval caldiginda yureginin derinlerinde bir sizi sezmektir…bir de Yemen Turkusu'nde…

Hayatin sana verdiklerine "nasip", vermediklerine "kismet" demektir.
Her isin "hayirlisina" inanmaktir ve "felege" kufretmektir
ve aglamamak icin…
cok gulmekten cekinmektir.

Turk olmak,
Asya'da batili, Avrupa'da dogulu diye tepki gormektir.
Irk sozunu bilmeden yasamak, yaradilani Yaradandan oturu sevmektir.

Magazin programlari ile dizilerin arasina sikissa da, silkinip uzerindeki olu topragini atabilmektir.
Turk olmak,
mahalle maci icin ayni saatte, on kisi bulusamazken, milyon kisinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kisinin kavga etmeden gosteri yapabilmesidir.

Turk olmak
en zayif gununde bile dunyaya meydan okumak, en dertli gununde bile her ufunetin bir safakta bitecegini bilerek tevekkul gostermektir.
Zor istir Turk olmak.

Turk olmak,
Anadolu'da her dusen yagmur damlasina hamdetmek, her cikan basak icin sukretmektir.

Turk olmak,
medeniyetler besigi Anadolu'da dik durabilmektir.TUNALIM...

Yazının Kategorisi [ KÜLTÜR ]
(IV) MİLLİ EKONOMİ KONGRESİ BURSA'DA YAPILDI..

Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi

 
  'Sosyal devlet,milli devlet'

15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa’dan tüm dünyaya haykırdı.

Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği’nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa’da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa’daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya,  Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı.


Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı
İki gün boyunca devam eden “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100’ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş’ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş’ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı.

Kapanış konuşması tezin sahibinden
Bursa’da iki gün süren “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı

Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş’ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği “Sosyal Devlet Milli Devlet” teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın değindiği bazı konular şunlar;

İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur!
Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli’ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.

Sosyal devlet hakları garanti eder!
Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB’nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır. 

Sosyal devlet ‘alan el değil veren el’dir!
Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete “sosyal Devlet” denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında “Vatandaşlık Maaşı” gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.

Gerçek sosyal devlet vergi almaz!
Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir.

Kongrede ne dediler?
Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen – Finlandiya
Finlandiya’da Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş’ı yürekten tebrik ediyorum.

Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak – Estonya Tallinn Üniversitesi

Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir.  Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; “kaba devlet”i değil, bilakis “baba devlet” yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir.

Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne – Fransa Paris Üniversitesi

Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet, Milli Devlet” tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet’e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir.

Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu – İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet–Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır.

Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR
“Sosyal Devlet/Milli Devlet” kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum.  İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen “Sosyal Devlet/Milli Devlet”  tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum.

TUNALIM....

Yazının Kategorisi [ EKONOMİ ]
YAKIN SİYASİ TARİHİMİZİN, POLİTİK ANALİZİ..

 

                  sehidimnet

        Sayın misafirim;Elimizi vicdanımıza koyalım ve kendi kendimize samimiyetle şunu soralım ve düşünelim. özellikle Atatürk dönemi siyasetinden sonra memleketimizde son 25-30 yıl boyunca hükümetlerin izlediği siyaset ne oldu ? AB. sevdası ve ABD. ye yaranarak siyaset yapma, IMF ye borçlanarak elde edilen para ile ülkeyi kalkındırabileceklerini zannetmeleri. Özal bir zamanlar para basmış ve kullanmıştı. Ancak oda parayı hesapsız basmış, fazla para bastığından ülkemizi yüksek enflasyonla başbaşa bırakmıştır. Yani ülkeye gerekli kandan fazlasını vermiştir. Ülkemiz 20 yıla yakın bir süredir senyoraj hakkını kullanmıyor ve şu an için aylık hesabıyla 25-30 katrilyon yapıyor. Bu miktarın üzerinde para basarsanız işte o zaman Özalın yaptığı gibi enflasyonu körüklemiş olursunuz. Şu unutulmamalıdırki ABD. yani IMF gelişmekte olan ülkelerin senyoraj hakkını elinden almakta, sen kendi paranı basarak kalkınmaya çalışma, ben sana faizle borç para vereyim onunla istediğin gibi kalkınırsın zihniyetine mahkum etmektedir. Bugün ABD dahil gelişmiş ülkelere bir bakalım, hepsi senyoraj hakkını kullanmaktadır. Peki senyoraj hakkı nedir? Bir ülkede emeğinin, üretiminin karşılığı, piyasada bulunması gereken (basması gereken) paradır. Özellikle ABD. dünyaya IMF yolu ile parasını satmakta yani parasını hem dünya parası yapmakta hemde para sattığı ülkeleri ekonomik olarak kendisine mahkum etmektedir. Bugün ABD 600 milyar dolar bütçe açığı vermektedir. Sebebi ise bastığı para ABD.nin üretimi karşılığı piyasada bulunması gereken para değil, bunun kat ve kat fazlasıdır. Şu an Dünyaya basıp pompaladığı parasının %90 ının karşılığı yoktur aslında. ABD nin en büyük korkusu, basıp Dünyaya pompaladığı dolarlarının ülkesine geri dönmesidir. Böyle olursa ABD. aşırı kandan ölecektir. Dünyaya o kadar para basıp pompalamıştırki ABD bu ekonomi ile aynı zamanda kendi sonunuda hazırlamaktadır. Bunun yanında AB. de ekonomik olarak dağılmaya mahkumdur. Nedenine gelince, avrupa nın nüfusu hızla yaşlanıyor, doğal kaynakları tükenme noktasına gelmiştir ve AB. ortak para birimine geçince emisyonunu kaybetmiştir. Bugün AB.nin en güçlü ekonomisi olan ALMANYA’da işsizlik son 70 yılın en had safhasına ulaşmıştır. Tüm AVRUPA aynı kaderi paylaşıyor. Ayrıca gençliği esrar, eroin bataklığındadır. Vatan millet, insan sevgisinden yoksun ahlaksız bir gençlik yetişmektedir ve bizide kendilerine benzenmek için ellerinden gelen gayreti göstermektedirler. AB nin ömrü en fazla 15 yıldır. Aynı şekilde ABD de aynı kaderle başbaşadır. Onun için AVRUPA geleceğinindeki karanlık günlerin farkında olduğu gibi TÜRKİYENİN de geleceğindeki aydınlık günlerin farkındadır. TÜRKİYE genç ve eğitimli nüfusu, çok zengin yer altı ve yer üstü kaynakları hızla artan nüfusu ve en önemlisi MÜSLÜMAN kimliği ile AB. yi ve ABD yi endişelendirmektedir. Ayrıca TÜRK coğrafyası dediğimiz ortadoğuda ABD nin AB nin ve İSRAİL in büyük hesapları vardır. ATATÜRK döneminde, kirli hesaplarına ulaşamamışlardır. Örnek verecek olursak savaştan sonraki ülkenin içler acısı durumunu fırsat bilen ABD.liler ellerinde çantalar dolusu paralar ile gelmiş burada tarım yapacağız sanayi kuracağız bahaneleri ile bizden toprak satın almaya gelmişler, ATATÜRK bu tehlikeyi sezerek, çıkardığı bir kanunla vatan toprağının bir karışı bile yabancıya satılamaz demiştir. Yine ATATÜRK döneminde DÜNYAYA yüzde yüz bizim ürünümüz olan gaz maskeleri satılmıştır. ATATÜRK işçisinden mühendisine kadar Türk damgasını Dünya ya vurmayı amaçlamakta idi. Bunun yanında OSMANLI nın yıkılışına sebep olan, haçlıların OSMANLI topraklarına soktuğu 5000 hacı, hoca, evliya kılıklı ve kur’an-ı çok iyi bilen casuzlar tarafından vehhabilik adında dinimize birtakım sapık inançlar sokuşturmuşlar ile içimize fitne ve fesat sokulmuş, ARAPLAR OSMANLIYA karşı kışkırtılmış ve OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN çöküşünü sağlamışlardır. ATATÜRK bunları çok iyi biliyordu ve o zamanlarda çıkardığı tekkelerin kaldırılması, hilafetin kaldırılması, CUMHURİYETİN İLANI, laikliği getirmesindeki asıl amacı hem milletimizin seçme ve seçilme özgürlüğü ile başındaki hükümeti belli bir süre için denemesi hemde ajan din adamlarının devlet yönetimine karışmasının önlenmesi idi. Kimilerinin dediği gibi ATÜTÜRK müslüman değildi yalanı çok yanlış ve tehlikeli bir sözdür. Düşünsenize laikliğin olmadığını ve hilafetin kalkmadığını. Elin hoca, evliya kılıklı müslüman kılıklı İNGİLİZİNİN ülkemizi parçalayıcı, bölücü faaliyetler gösterse idi her çıkan kanuna burnunu soksa idi, ortalığı fesata, delalete düşürseydi, bizi EHLİ SÜNNET’TEN uzaklaştırsaydı. ALLAH muhafaza hem DİNİMİZİ hemde VATANIMIZI kaybederdik. Üstüne üstük kardeş kanı dökerer. Yine ATATÜRK döneminde bir TÜRK kızını hristiyan yapan bir ABD okulunu duyunca ATATÜRK o okulu derhal kapattırmıştır. Bu arada içimize sokulan bir fesattan daha bahsedeyim. LAİKLİK adına ATATÜRKÇÜLÜK adına baş örtüsüne karşı yaklaşımlar oluşmuştur. ATÜTÜRK ün hanımını biliyorsunuz, annesinide biliyorsunuz. Peki dikkat ettinizmi? Annesi ve hanımının resimlerinde hep başları muntazaman kapalıdır. ATATÜRK döneminden sonra, gelecek nesillere ATATÜRKÇÜLÜĞÜ bir islam düşmanlığı gibi göstererek Türkiye Cumhuriyeti üzerinde AB., ABD ve İSRAİL ürünü parçalama ve yok etme tezgahları içine girişmişlerdir. Son hedefleri ise TÜRK ORDUSU dur. TÜRK ORDUSU bu milletin sigortasıdır, bel kemiğidir. Siz bir ülkenin bel kemiğini kırarsanız o ülkeyi parçalamak ve yok etmek çocuk oyuncağı haline gelir. Ülkemiz üzerindeki bu kuşatma yıllardır sabırla uygulanıyor ve gelinen bugünkü nokta ya bakacak olursak. Ülkemiz iç ve dış borçları ve faizi ile 400 milyar doları aşmış durumda, bir başörtüsü sorunu nedeni ile kapanan genç kızlarımız , kadınlarımız ve onların aileleri bu gidişattan bezmiş durumda ve çareyi AİHM.de aramaktadırlar. Başörtüsü bizim iç meselemizdir. aile fertleri arasında çıkan sorunlar aile içinde çözülür. insanlarımızı yanlış yönlendirerek düşmanımız üzerinden medet aramaya teşvik etmektedirler. Şu anda doğu ve güneydoğu da bulunan yaklaşık 3500 ajan kürk, alevi, sünni kardeşlerimizi, yaşanan ekonomik burhanı da fırsat bilerek TÜRKİYE CUMHURİYETİNE karşı kışkırtmakta ülkemize saldıkları PKK. Belasının yanıda kimlik tartışmasınıda gündeme getirerek ortalığı karıştırmaya, milletimizi parça parça bölmeye çalışmaktadırlar. Bu tezgaha, OSMANLI döneminde vehhabilikle kuranlar şimdi isim değişikliği ile NURCULUK adında çıkardıkları MÜSLÜMAN TÜRK evladını hristiyanlaştırma oyununu da katmışlardır. NURCULARIN son tiyatroları ise BİZ BİR HRİSTİYAP PAPAZI ZİYARETE GİTTİK. NAMAZ VAKTİ GELDİ. PAPAZDA BİZİ BİR ODAYA GETİRDİ. GÖRDÜKKİ MEĞERSE PAPAZDA GİZLİ MÜSLÜMANMIŞ. Masalları ile halkımızı dinden imandan çıkarmaya ve PAPAZ sevgisini yaymaya çalışmakadırlar. Gelelim siyasilerimize bu zamana kadar ne yaptılar BİZE ECDADIMIZIN CANINI FEDA EDEREK, ŞEHİT OLARAK- GAZİ OLARAK EMANET ETTİKLERİ VATAMIZA nasıl sahip çıktılar, nasıl yönettiler. Halkımızı, TÜRK DÜŞMANI, İSLAM DÜŞMANI ve BU TOPRAKLARDA GÖZÜ OLAN, BAŞ DÜŞMANIMIZ OLAN. ABD ye AB. ye sevdirmeye, bunun yanında ŞANLI TÜRK İSLAM TARİHİMİZİ karalamaya adeta BİZLERİ OSMANLIYI KARALAYARAK, torunu olduğumuzu unutturacakmışcasına bu ülkeyi idare ettiler, (BAZILARI İSTİSNA). Son hükümete bakıyoruz TÜRKİYE CUMHURİYETİ tarihinde halkımız hiç bu kadar uyutulmamıştır. Ülkemiz adeta yabancılara parsel parsel satışa çıkarılmış, borç üç yılda 200 milyar dolardan 400 milyar doları aşmış, işsizlik 10 milyonu aşmış, tarım kesimi çökertilmiştir. Mersinde bir çiftçi Sayın Başbakana derdini anlatmak isterken, başbakandan hiç beklemediği bir cevabı almış (ANANI ALDA GİT) ve mahkemeye verilmiştir.Bunlar çulsuz bir AB. ne girme bahanesi için yapılması ayrı bir konudur. Ekonomi çok iyi, süper gidiyor yalanları ile bu noktaya gelinmiştir. Bu noktada yıllardır bir ismi takip ediyorum. Bu kişi ülkemiz üzerine oynanan oyunları ve izlenmesi gereken siyasi ve ekonomik yolu yıllardır iktidardan muhalefetine seslendi durdu. Onun yıllar önce tesbit ettiği gerçekler bugün gün yüzüne çıkmaya başladı. Ben siyaseti sevmem ancak çünkü siyasiler çok şeylere söz verirler iktidara gelince söylediklerinin 10 da 9 unu unuturlar ve hepsininde çizgisi aynıdır AB.ye girmek.Birisi çıktı ve dağılan zihnimizi, fikrimizi, inancımızı tekrar toparladı, bizi bize tanıttı, TÜRKLÜĞÜMÜZÜ bize yeniden hatırlattı. Dostumuzu düşmanımızı unutmamayı, uyanık ve akıllı olmayı anlattı ve TÜRK MİLLETİNİ ayağa kaldıracak, AB. yenire BÜYÜK TÜRK BİRLİĞİ ele yeniden OSMANLI özlemini gerçekleştirecek. AVRUPANIN, ABD.nin içimizde uyuttuğu ve hiçbir zaman uyanmasını istemediği o OSMANLI TÜRK ruhunu tekrar dirilten ve bunun yolunun önce EKONOMİK BAĞIMSIZLIKTAN geçtiğini bizlerin, adeta servet üzerinde oturan dilenci konumunda olduğumuzu bize hatırlatıyor. İSTANBUL ve BAKÜ MİLLİ EKONOMİ MODELİ KONGRELERİ ile TÜRK ve yabancı akademisyenler bu modelin uygulanabilir olduğunu ve bir an önce hayata geçirilmesini istemektedirler. İlk etapta TÜRKİYE de merkez olmak üzere, AZERBAYCAN ve RUSYA da birer şube kurulması kararlaştırılmıştır.Şimdi size soruyorum. Kimimiz fanatik kimimiz değil, hepimizin bir partisi var, bir çizgisi var buna rağmen biz kimlere oy vermedikki? ANAPlısı, DYPlisi, MHPlisi, SAADETPlisi, ...partilerimizi birkereleğine bırakıp bundan önceki koalisyonu iktidara getirmedikmi, şu anki hükümeti iktidara getirmedikmi? Hatta AKP ye bilerek oy verdik. AKP seçim meydanlarında, ben IMF ve AB. çizgisinden sapma olmadan devam edeceğim demedimi. Bile bile oy verdik. Sonuç ortada. Prof. Dr. Haydar BAŞ ise 10 yıldır 15 yıldır, hatta daha fazla süredir hükümetleri uyardı durdu. Kimse dikkate almadı. Siyasete girmeye mecbur kaldı, çünkü ülkemiz bataklığa düşmüşcesine çırpındıkça batıyor. Prof. Dr. Haydar BAŞ yıllardır söyleyip hükümetlere yaptıramadığı düşüncelerini, şimdi kendisi yapmak için siyasete girmiştir. Dikkan edilirse Haydar BAŞ’a siyasete girdikten sonra özellikle MİLLİ EKONOMİ MODELİ KONGRESİNDEN sonra, çeşitli iftira ve karalama olayları başlamıştır. Bunlar tamamen AB. ABD. ve onun uşağı olan iç basın, yayın organlarının tezgahıdır ve şuan bunlar ayrı ayrı mahkemeye verilmiş ve verilmeye devam ediyor. ABD. AB. İSRAİL biliyor ki Haydar BAŞ başa geçerse ülkemiz üzerindeki çirkin emellerine alet olamayacaklar, ülkemizin yükselişine engel olamayacaklar. Artık kaybedecek zamanımız kalmamıştır. Bir olup beraber olup bir seferliğine BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ (BPT) ye oy verelim. Yine tekrarlıyorum. Biz kimleri iktidar yapmadıkki? “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” misali yapmayalım. Saygılarımla..
TUNALIM...
 Yorum Ekle (Toplam 1 yorum)
Yazının Kategorisi [ KÜLTÜR ]
GELİN BİR ve BERABER OLALIM...

5000 yıllık tarihiyle, 1400 yıllık Türk-İslam Medeniyeti ile ve 82 yıllık Cumhuriyet birikimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti, Avrupa ve Asya kıtalarının kesiştiği en tarihi ve stratejik bölgede yer almaktadır.

Siyasi, ekonomik ve sosyal çatışmaların merkezinde ve hedefinde olduğu halde, tarihinden ve inancından aldığı güçle dimdik ayaktadır ve aynı zamanda tüm Türk-İslam dünyasının ve dünyanın mazlum milletlerinin son umududur.


Var olduğu günden bu yana Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde insanlığa adaleti ve insan haklarını doya doya yaşatmış, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir.

21. yüzyıl Ulusal Egemenlik kavramının değiştiği bir yüzyıldır. Nitekim küreselleşmenin ideologlarından John Naisbitt şu yaklaşımı sergiliyor:

“Büyük şirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek, daha iyi çalışabileceklerini görüyoruz. Aynı durum, ülkeler için de geçerlidir. Eğer dünyayı tek pazarlı bir dünya haline getireceksek, parçaları küçük olmalı…”

Asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen siyasi,kültürel ve sosyal faaliyetlerin sonucunda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelen Milletimiz, verdiği İstiklal Savaşı neticesinde Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde Kuvay-ı Milliye ruhu ile kendine dönmüş, bağımsızlığına kavuşmuş ve özgürlük mücadelesi veren milletlere örnek olmuştur.

Atatürk, 1 Mart 1922’de yaptığı Meclis açılış konuşmasında şöyle diyordu: “Her şeyden önce milli amacımız olan bağımsızlığımızı sağlamaya ulaşmaktan başka bir şey düşünemeyiz. Bu nedenle de bizce önemli olan mali gücümüzün, bu sonucu sağlamaya yeterli olup olmayacağıdır.

...Memleketimizin gelir kaynakları, milli davamızın güvenle sonuçlandırılmasına yeterlidir. Yoksunluklar içinde olsa da milli gücümüz, bugüne kadar olduğu gibi, dış devletlerden borç almadan memleketi yönetecek ve amacına ulaştırabilecektir.”

Mustafa Kemal, yeni kurulan devletin “tam bağımsız” olabilmesi için “ekonomik bağımsızlığın” şart olduğunu özellikle vurgulamış, kapitülasyonları kaldırmıştır. 1923'te İzmir'de İktisat Kongresi düzenleyerek Milli ekonomiyi canlandırmaya çalışmıştır. Kongrede, “ulusal bağımsızlık ilkesi”nden kesinlikle vazgeçilmeyeceği ve bu ilke içinde kalkınmanın gerçekleştirileceği kararlaştırılmıştır.

Yani bağımsızlık ile kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomi arasında direkt bir bağ vardır.

Devletimizin kurucusu Atatürk'ün döneminde, yani 1938'e kadar çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmış ve çok büyük başarılar elde edilmiştir.

Bu dönemde kalkınmada uygulanan Milli Model ile ülkemiz Belçika’ya uçak ihraç edecek seviyeye ulaşmıştır. Fakat Atatürk'ten sonra ülke tekrar siyasi, kültürel, ekonomik vs. topyekün bir kuşatma altına alınmış; Batılı devletler, Mustafa Kemal döneminde hayata geçiremedikleri SEVR projesini AB ve IMF yoluyla gerçekleştirmeye başlamışlardır.

Uluslar arası şirketlerin devletimizin bütçesine yön verdiği IMF ve Dünya Bankası kıskacında ülkemizin kaynaklarının ve her türlü imkanlarının kullanıldığı, özelleştirmenin, KİT’lerin satışının, Uluslar arası Tahkim’in, tahdit kanunlarının ve AB’ye uyum adı altında çıkarların yasaların hayata geçirildiği bir süreçte Türkiye, hakikatte “bu küçük parçalara ayrılma projesi”ni yaşamaktadır.

Ekonomik bağımsızlığın, devletlerin bağımsızlığında gün geçtikçe daha belirleyici bir esasa dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.

Anadolu topraklarının altında kefensiz yatan sayısız şüheda ecdadımızın kemiklerinin sızlatıldığından dolayı rahatsız olanlar ve uykuları kaçanlar bir daha düşünün.
Anadolu topraklarının içine saklanmış, ilahi kudret tarafından yerleştirilmiş olan eşsiz maden yataklarımızın,milli hazinelerimizin kapılarının; Müslüman Türk milletine kapatılmasından, bu milletlin ve bu vatanın düşmanlarına ardına kadar açılmasından ötürü rahatsız olup uykularını terk edenleri sağ duyulu olmaya davet ediyorum.

Yine bu eşsiz güzellikler ve özellikler taşıyan,cennet vatanımızın sahiplerinin, çilekeş vatandaşlarımızın emeklerinin ve alın terlerinin toplanıp haçlılara peşkeş çekilmesinden ötürü acı ile kıvranan vatanperverleri bir daha aklı selimle düşünmeye davet ediyorum.
Vatanperver vatandaşlarımızın vatan namustur satılmaz feryadına rağmen, vatan topraklarının altındaki madenleri ile birlikte, altındaki şehit mezarları ile birlikte ecnebilere satılmasından ötürü vicdan azabı çekenler,çaresizlik içinde kıvrananlar, vatan namustur satılmaz ilkesinde ısrar edenler,bir de Prof Dr. Haydar Baş beyi dinlemeye gayret edin.

Vatan için,bayrak için, sonraki nesillerin istiklalini temin için canlarını ve kanlarını sebil eden şehitlerimiz hakkında kelle ifadesini kullanmaktan utanmayanların,sıkılmayanların defterlerini dürmek isteyenleri BTP saflarına davet ediyorum.
Bebek katiline sayın diyerek ve şehitlerimize de kelle diyerek bütün bir milletimizin bağrında derin yaralar açtığı halde hala ortalarda yalancı doktor edasıyla dolaşanlara, sandık başında sayın baylar güle güle demek için Prof.Dr. Haydar Baş'ın liderliğinde dalgalanan BTP bayrağı altında toplanmaya davet ediyorum.
Minareler süngü kubbeler miğfer şeklinde şiir okuyarak kahraman olup milletin oylarını aldıktan sonra, altı buçuk yıllık iktidarı süresince misyonerlerin ve misyonerliğin önünü açanlara, dinler bahçesi adı altında kurdele kesenlere,haçlıların isteği doğrultusunda düzenlemelerle on binlerce kilise açanlara sandık başında hesap sormak isteyenleri saflarımıza davet ediyorum.
Bin yıldır bu topraklarda tevhid bayrağını dalgalandıran Müslüman Türk milletinin oyları ile iktidar koltuğuna oturduktan sonra,bu milletin inanç sistemi ile oynayanları,tevhid cümlesinden Muhammedürresulüllah kısmını silenleri,attıkları her adımla bu milleti haçlı limanına biraz daha yaklaştıranları yüksek sesle protesto etmek isteyenler,bu kötü gidişattan ötürü uykuları kaçanlar bize buyurun. Bebek katiline sayın şehitlerimize kelle denilmesinden rahatsız iseniz bize buyurun.
Vatan topraklarımızın bağrındaki şehit mezarları ile birlikte vatan düşmanlarına satılmasında ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

Emeğimizin,alın terimizin,servet ve sermayemizin haçlı siyonist tefecilerin elinde heba edilmesinden ve ettirilmesinden dolayı vicdan azabı çekiyorsanız bize buyurun.
Ecdat yadigarı camilerimiz,medreselerimiz dökülürken bizim paramızla kiliselerin tamir ettirilmesinden ve hayırlı olsun denilerek hizmete açılmasından ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

Müslüman Türk çocuklarının on iki yaşından önce Kur-an'la temasını yasaklayan yasa devam ettirildiği halde yine Müslüman Türk çocuklarının üç yaşından itibaren kiliselere,papazların kucağına taşınmasından rahatsız olanlar,uykusu kaçanlar bize buyurun.
AKP iktidarı altı buçuk yıldır AB ye girmek uğruna, onlardan gelen her talimatı milletimize dayattı,verilmedik taviz,satılmadık kurum bırakmadı, buna rağmen bir elli sene daha bekle talimatını aldı ve oturdu.AB nin ellinci yıl dönümü programına bile çağrılmadı.

AKP iktidarı teslimiyetçi ve tavizkar haliyle AB kapılarında kör topal yürümeye çalışırken,BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş,AB nin lokomotif ülkelerinden Almanya'da,tüm Avrupa üniversitelerinden gelen ilim adamlarına elini öptürdü.Tamamı profösör olan katılımcılar iki gün boyunca sayın Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli tezinin orjinalliğini,tüm ülkeler için bir çare bir çıkış formulü sunduğunu anlata anlata bitiremediler.

Daha mecliste dahi olmayan bir partinin lideri olarak Avrupanın ilim çevrelerine elini öptüren Haydar Baş'ın yarın iktidar olunca neler yapabileceğini varın siz hesap edin.
Anadolu topraklarını altında yatan yer altı zenginliklerini haçlı tefeciler değil,yabancı şirketler değil, yine bu ülkenin insanı Müslüman Türk milleti kullanmalıdır diyen, Vatandaşlık maaşı vadeden, Ev hanımlarına işçi statüsü kazandırıp emeklilik vadeden,
Sınavsız üniversite ve okuyan her çocuğa eğitim bursu vadeden,
Bekarlara faizsiz evlilik kredisi vadeden,
Devlet babadır ya vatandaşına iş bulur ya da aşını verir ilkesi doğrultusunda projeler geliştiren,
Köylü ve çiftçi gerçekten efendi olacak ve bizim iktidarımızda altın çağını yaşayacak diyen BTP iktidarında buluşmak üzere Saygılarımla ..TUNALIM...
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
 FORUM SİTEM:http://economymodeli.bigforumpro.com/

Yazının Kategorisi [ KÜLTÜR ]
TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ

 


BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, http://www.btp.org.tr/

her bakımdan tıkanmış olan Türkiye’de “alternatif yok” yaygarasının çözümün gerçek adresini örtmek için bir saptırmaca olduğunu belirterek,
“Gelin el ele verelim, bakınız Türkiye nasıl kurtuluyor!” dedi.

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş,
tüm dünyanın krizle çalkalandığı bir dönemde gündeme getirdiği Milli Ekonomi Modeli’ne,
“Ekonominin ve Sosyal Devlet’in kitabını yazdım ve dedim ki; ey dünya, ilim dünyası alın,
bunu okuyun, yanlışım varsa yüzüme çarpın…
Veya ne gerekiyorsa onu yapın.

Ama yanlış yoksa, bunu delikanlı gibi de söyleyin.
Dünya, eser ve projelerimi didik didik etti, irdeledi ve sonunda kararını verdi; bu model, değil Türkiye’yi, dünyayı kurtarır.

Bilim adamları, Milli Ekonomi Modeli’ni baştacı yaptı. İşte çözüm bu...
Ne yapalım Türkiye’nin batmaktan ve çöküşten başka alternatifi yok diyenlere tekrar hatırlatıyorum; Türkiye’nin alternatifi var, o da BTP’dir.
Dünyayı da ayağa kaldıracak modelimiz var; o da Milli Ekonomi Modeli’dir. Dünya bunu konuşuyor, bilim adamları bunu söylüyor” sözleriyle dikkat çekti.

Dünya tıkandı, mevcut sistemler çöktü diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Hem Türk ekonomisini düze çıkartacak, hem de dünya ekonomisine yön verecek tek çözüm milli ekonomi modelidir” dedi.

Kapitalizm arapsaçı

Prof. Dr. Baş dünyanın dört bir yanından uluslararası Milli Ekonomi Modeli kongrelerine katılan bilim adamlarının tezle ilgili değerlendirmelerini hatırlattı.
BTP Genel Başkanı şunları söyledi:

“Ne dediler biliyor musunuz? Rus bilim adamı Lisichkin diyor ki, ‘biz böyle bir sistemin bizden çıkacağını bekliyorduk. Böyle bir tezin bize ait olacağını bekliyorduk.
Maalesef bu sizlerden çıktı.

Biz buna da razıyız’. Başka ne diyorlar? ‘Bu eser bir dâhinin eseridir…’
Avrupalısı bunu söylüyor. Amerikan profesörü bunu diyor.”

Ekonomik çıkmaza giren dünyada mevcut kapitalist ve komünist sistemin artık çöktüğünü belirten BTP Genel Başkanı şunları söyledi:

“Dünyayı kıvrandıran bu liberal–kapitalist ekonomi anlayışı…
Bunların hepsi hikâye… Bunlar sistem değil ki; arapsaçı. Kimsenin bir şey anladığı yok.
Oturdum, ben bunu tek tek neresi doğru, neresi yanlış tespit ettim.

Ben böyle bir tez yazdım.
Yahu iki tane harfi yanyana getiremeyen adamları siz bu ülkede başbakan yaptınız.
Dünyaya diz çöktüren adama sırtınızı döndünüz; sanki ondan intikam aldınız.

O zaman da olan milletimize oldu, devletimize oldu. Yazıklar olsun deme hakkına sahip değil miyim?”

Alternatif BTP
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş,

Türkiye’de alternatif yok şeklinde dile getirilen görüşlere de tepki gösterdi.

Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Türkiye’nin önü tıkalıymış, alternatifi yokmuş, bilmem ne?! Safsataya bak… Çözümün gerçek adresini örtmek için uydurulmuş safsata.
Bunları uyduranları ben talebe yapmam.
Vallahi talebe yapmam. Kimdir onlar?

Bir yandan ülkeni, insanını, devletini, askerini ve milletini Amerika’ya, Avrupa’ya peşkeş çekeceksin, beslediğin medya senin namına boyuna propagandanı yapacak, sen de adamım diye, delikanlıyım diye gezeceksin…
Buna kargalar bile güler.”

Milletin ve devletin sıkıntılarına son vermenin yine milletin elinde ve azminde olduğunun altını çizen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Türkiye, kabul etsek de etmesek de, bir noktaya geldi.
Açılım istiyor. Bu açılım, Bağımsız Türkiye Partisi’nin dışındaki bir hareketle mümkün değil…
Türkiye’nin tek alternatifi var; o da BTP’dir, Milli Ekonomi Modeli’dir, Sosyal Devlet projelerimizdir.

Gelin elele verelim. Milletin ve devletin bu sıkıntısına son verelim bu sizin elinizde, milletimizin elinde ve azminde. Gelin elele verelim, devlet ve milletimizin nasıl şahlandığını hep beraber görelim. Gelin el ele verelim, bakınız Türkiye nasıl kurtuluyor” dedi.

www.milliekonomimodeli.com


TUNALIM...
posted by gencturk in: | (0) Comments | email this

Yazının Kategorisi [ EKONOMİ ]
PROJELERİMİZE İLİM ADAMLARININ BAKIŞI

 

 
 
EVRENSEL MODEL

-->Bakü’deki 2. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’ne katılan dünya çapında 100’ü aşkın bilim adamı, bu modelin sadece Türkiye’yi değil, dünyayı kurtaracak evrensel bir model olduğunda ittifak ettiler. İşte dallarında dünyanın en önde gelen bilimadamlarının Prof. Dr. Haydar Baş’ın teziyle ilgili çarpıcı tespitleri...

Her alanı kuşatan model

Rusya Devlet Duma Kurulunun Emek ve Sosyal Politika Başkanı
Prof. Dr. Aleksandroviç Lisiçkin:
“Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli yanlız ekonomiyi değil küreselleşme ile ilgili tüm sorunları teşhis ve tahlil ediyor. 20. yüzyılın ortalarından başlayarak dünyada büyük değişiklikler oldu, sosyal gelişimin kalitece yeni kanunları ve tezleri ortaya çıktı. Uygarlığın gelişmesi ile ortaya çıkan olumsuz süreçlerin devamı sonucu dünya tüm alanları kapsayan küresel kriz ile karşılaştı. Küresel krizi daha da büyütüp derinleştiren ABD adlı ‘şer mahluklar imparatorluğu’dur. Bugün insanlığın kaderi, biosferi ve yeryüzünü ilmi – teknik imkanlarıyla yöneten ve kendi menfaatleri için çalışan bir grup insana bağlıdır. Çağdaş toplumlar derin çelişki içindedir. 90’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ABD dünya üzerinde total egemenlik kazandı ve pek çok ülkeye ekonomi–finans, askeri saldırılar düzenledi. Onların amacı Rusya’nın büyük ilmi imkanlarını yok etmektir. Küresel Şer İmparatorluğu’nun Rusya, Türkiye, Azerbaycan ve diğer ülkelere karşı gerçekleştirdiği yıkıcı politikasına karşı çıkmak için Prof.Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli gerçekten kuvvetli bir temeldir. Fakat bununla iş bitmemiştir. Bunun için uzmanların, küreselleşme karşıtlarının uluslararası bir kurumda birleşmesi ve onların günlük sistemli çalışması gerekiyor. Böyle bir kurum, mutlaka bizim konferansta meydana getirilmelidir.”

Herkesi kucaklayan model

Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Ekonomi Teori Kürsüsü Başkanı,
Prof. Dr. M. H. Meybullayev:
“Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli, toplumun tüm tabakalarının menfaatlerine cevap veren makanizmaları harekete geçiriyor. Bu mekanizma devamlı olarak toplumda sosyal adaletin yaşanmasına neden oluyor. Bu model, başta gelişmemeşi ve gelişmekte olan ülkeler olmak üzere tüm dünya ülkelerinin kalkınmasında genel ekonomi model rolünü oynayabilir.”

Özbekistan’da da uygulanabilir

Taşkent (Özbekistan) Devlet Ekonomi Üniversitesi Ekonomi Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. L.J. Şibarşova:
“Milli Ekonomi Modeli’ne göre, devlet kendi parasını dengelemeli ve kendi sanayisini geliştirmekle uğraşmalıdır. Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli, Türkiye ekonomisi temel alınarak oluşturulmasına rağmen, pek çok ülkenin özellikle de Özbekistan’ın ekonomik gelişimine temel olabilir. Bu modeli Özbekistan ekonomisinin gelişmesinde de uygulamak mümkündür.”

Azerbaycan’ın derdine çare olabilir

Azerbaycan İktisat Üniversitesi Rektörü, Prof. Dr. M.M. Sadıkov:
“Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde enflasyonu haklı olarak bir hastalık gibi değerlendiriyor. Ona göre bu hastalık parayla para kazanma sonucu ortaya çıkıyor. Kanaatimizce Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Model’i Azerbaycan gerçeklerine uzlaştırılırsa, enflasyon ve deflasyon gibi ekonomik sorunların önü kesilmiş olur.”

Orijinal ve yeni bir sistem

Azerbaycan Bilimler Akademisi Sibernetik Enstitüsü Müdürü
Prof. Dr. Korkmaz İmanov:
“Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli, ekonomi alanında yeni bir düşünce olmakla bakımından çok önemli bir eserdir. Bu model ülkelerin milli ekonomileri açısından gelişimini sağlayan bir modeldir. Bu bakımdan Milli Ekonomi Modeli, büyük önem taşıyor ve dünya ekonomi biliminde büyük gelişmeleri beraberinde getirecektir.”

Liberal ekonomi çöp sepetine

Moskova Devlet Üniversitesi ve Uluslararası Organizasyon Bilimler Akademisi’nden Prof. Dr. Y.N. Kavriles:
“Ben yıllarca, ekonomi–matamatik modellerle uğraşıyorum. Liberal modellerin birçok yanlışlıkları vardır. Prof. Dr. Haydar Baş da bu yanlışları güzel bir biçimde ortaya koymuştur.”

Sosyal adalet vurgusu

Rusya Bilimler Akademisi Felsefe Enstitüsü’nden Prof. Dr. V.E. Lepski:
“Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin esas stratejik yönü sosyal adalete verdiği önemdir. Bugün Rusya’da çağdaş talepleri cevaplandıran bir yaşam modeli aranmaktadır. Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde olan birçok fikirler bizim aradığımız fikirlerle uzlaşıyor. Müellif, milli ölçüde ahlak kurallarına uyan bir ekonomi model ortaya koyuyor. Bu model, dünya birliğinin sağlanmasında da bir temel olabilir. Çünkü bu model sayesinde Rusya’nın ve diğer ülkelerin kalkınmasını sağlamak mümkündür. Milli Ekonomi Modeli’nin araştırılması, sosyal ve ekonomi bilimlerinde yeniliklerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.”

Farklı bir model

Rusya Doğal Bilimler Akademisi Öğetim Üyesi Dr. Lebedev Valeri Viktoroviç:
“ Prof. Dr. Haydar Baş, modeliyle sömürücülerin ‘güçlünün zayıfı ezmesi’ kurallarına karşı çıkıyor. Prof. Dr. Haydar Baş ekonominin özel konularını araştırıyor, bunlar para, arz ve talep, istihdam, emisyon ve finansman politikaları, faiz ve başka konulardır. Bu model, birleşmesi zor olan iki modeli Keynes ve monetarist modelleri birleştiriyor.”
TUNALIM...
Yazının Kategorisi [ EKONOMİ ]
NEDEN BTP DİYORUZ?..

 

Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır..
 
                                               
                           

 

BU VATANI SEVENLERİN ADRESİ BTP

    Bu vatanın maddi ve manevi değerlerine sahip çıkan tek kadro Bağımsız Türkiye Partisi’dir. Diğer hiçbir partinin bir planı, projesi yoktur tek ortak hedefleri AB’ye ve IMF’ye daha farklı bir şekilde girebilme çabasıdır. Hatta bu çabalar o kadar ilerledi ki dinimizi onlara benzetmeye çalışılıyor, birileri çıkıp hem Müslüman hem hiristiyan olduğunu ifade ediyor, diğer dinden olanların dindarları da cennete girebileceğini ifade ediyorlar ve bunu okullarımızda ders olarak veriyorlar. Oysaki onların inancına göre Müslüman kanı helal ve bunun ispatını Irak ve Filistin’de görüyoruz. Onların derdi bize kendi dinlerini yaymak veya kendi inandıkları dine davet etmek değil asırlardır bu milletin kültürüyle birleşmiş olan inancımızı, manevi değerlerimizi yıkarak cephede yenemedikleri bu milleti masa üzerinde parçalayıp yok etmektir.

       Aynı zamanda bizi ekonomik yönden de zayıf düşürerek kendilerine bağımlı hale getirmek istiyorlar oysaki biz kurtuluş savaşında bunu yapamayacaklarının ispatını Avrupa devletlerine ispatlamıştık. Hatta milyonlarca şehitlerimize rağmen, çoğu köylerimizde kurban kesecek yaşta erkek kalmamasına, çoğu liselerin menzun vermemesine rağmen kendi kendimize yettik. Bütün borçlarımızı kapattık, uçak fabrikası, gaz maskesi fabrikası açtık, kurtuluş savaşı yaralarımızı çok kısa zamanda kapattık. Hiç kimse karşımızda durmaya cesaret edemedi. Ama ne yazıktır ki 80 yıldır icazetini bu milletten almak yerine AB’den alan hükümetler yine onların isteği üzerine sanayilerimizi kapattı, madenlerimizi bedavaya onlara vermeye başladı, kanla alınan topraklarımızı onlara satmaya başladı, devletimizin gelir kaynaklarını onlara satmaya başladı, tarımımızı, çiftçimizi felç etmeye çalışılıyor…

      Bizim dedelerimiz yiyeceği yokken, giyeceği yokken, cephede karşı koyacak silahları yokken, uyumadan, yemeden içmeden, açıktayken onlara karşı durmasını bildi, gönüllerindeki vatan sevgisine hiçbir kalabalık, hiçbir toplum karşı duramadı. Bugün bizim de başımızda bir lider Prof. Dr. Haydar Baş var ve onun projeleri dünyanın dört bir yanından gelen 100 ü aşkın profosörler tarafından nobele aday gösterildi. Bizler de ikinci Kuvvayı Milliye ile bu cennet vatanın masa üzerinden müsaade etmeyiz.

      Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezi 150 yıl önce kurulu olan ve günümüzde bütün dünyada kullanılan kapitalist ekonomi modelini çürütecek olan tek modeldir. Milli Ekonomi Modeli’nin içeriğine bakarsak; kapitalist anlayışa göre ‘kaynaklar kıt, insanların ihtiyaçları sınırsız’ M.E.M. de ise ‘kaynaklar sınırsız, insanların ihtiyaçları sınırlıdır’. Onlar kaynakları kıt olduğunu düşündükleri için kıt kaynakları kendileri sahip çıkmak istiyor ve kendi milletleri içerisinde dahi sınıf ayrımı yapıyorlar, sömürgecilik bakanlıkları kuruyorlar, insanları helak edip onların mallarını ele geçirmek istiyorlar. Oysaki biz Türklerin inancında hiçbir zaman sınıf kavram olmadı, daima kaynakların herkeze yeteceğine inandı. İnsanları ihtiyaçları, yeme, giyinme, barınma, güvenlik, sağlık ve eğitim olmak üzere 6 öğeden oluşur. Bunlara baktığımızda bir insan en fazla kaç ekmek yer, en fazla kaç kazak giyebilir, kaç evde oturabilir, bir insanı kaç kişi koruyabilir, kaç kişi birden sağlığını takip eder, kaç kişi birden eğitim verebilir. Bunların hepsi sınırlı asıl insandaki sınırsız olan ihtiraslarıdır, aç gözlülüğüdür. Ama kaynaklara baktığımızda bir insan ihtiyacından daha çok üretir, tarım alanlarımız fazla fazla var, Türkiye’nin topraklarındaki madenler 3 katrilyon dolar değerinde bu; Türkiye’nin etrafına para desteleriyle bir duvar öreceğimizi düşünürsek boyu 1km yüksekliğinde örülmesi hatta taşması demektir. Yani kaynaklar kesinlikle kıt değil sınırsızdır. Bunu inancı bozuk olan bir milletin görmesini beklemeyelim, onların oturttuğu bir temelde anca onların inancı gibidir, yani zenginlerin %1 kesim oluşturmasına rağmen piyasadaki paranın %99’u ellerindeyken %99 fakir kesimi oluşturan insanlara %1’lik bir pay düşüyor. Bağımsız Türkiye Partisi, Milli Ekonomi Modeli ile bu millete, dünya ya adeleti getirecek tek kadrodur. Bu modeli ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş’tan başkası bunu uygulayamaz, eşrefi mahlukata hak ettiğini veremez.

   

     Bu milleti hak ettiği noktaya getirecek, maddi manevi değerlerine sahip çıkacak tek kadroya bütün gençlerimizi davet ederim.Saygılarımla...

TUNALIM...
Yazının Kategorisi [ EKONOMİ ]
KATLANAN BORÇLAR,SAKLANAN GERÇEKLER...

 

       Gırtlağımıza kadar borca battık. Ülkemiz, borçlular ülkesine döndü. Devletimiz borçlu, özel sektörümüz borçlu, halkımız da borçlu. En büyük tehlike, bu borçların çoğunun dış borç olması ve bağımlılığımızı artırmasıdır. Bir başka deyişle,  milletçe yabancı tefeciler tarafından soyuluyoruz. Ülkemizi idare edenler, bu durumdan üzüntü duyuyor, endişe ediyor ve kurtulmak için uğraşıyor mu? Hayır, tam aksine “güven sağladığımız için yabancılar bize borç veriyor” diyerek övünüyorlar. Halbuki borçlandırma, sömürücülerin sömürecekleri ülkelere karşı uyguladıkları yöntemlerden biri ve en önemlisidir.
Bugüne kadar kamu ve özel sektörün dış borcunu birbirinden ayıran, “özel sektörün borcu bizi ilgilendirmez” diyen bir hükümet olmadı. Bu ilk de AKP hükümetine aittir. Böyle bir ayırım yapılmaz, çünkü özel sektörün aldığı borçlar da devlet garantisindedir. Özel sektör, devlet kâğıtlarını teminat olarak verip dış borç alıyor, yani özel sektörün eliyle borçlanan devlettir. Devlet garantisi olmadan, özel sektör bir dolar borçlanamaz. Bir kriz anında devlet “özel sektörün borçları bizi ilgilendirmez” diyemez. Dese bile, IMF bu borçları ödemeye onu mecbur eder .
Nitekim 2001 krizinde böyle olmuştur.  Ecevit hükümeti, IMF’den  ek kredi talebinde bulundu, IMF de  özel bankaların borçlarını kabul etmesini şart koşmuştur. Çaresiz kalan hükümet, bunu kabul edince, hortumlanan bankaların borçları milletin sırtına vuruldu.  Yarın öbür gün bir kriz çıktığında, yine aynısı yapılacaktır. Bundan hiç  kimsenin şüphesi olmasın. Özel sektöre borç verenler, hem devletten, hem de IMF’den, bu güvenceyi alıyorlar. Dahası, dış borç, ister kamunun, ister özel sektörün olsun, onu ödeyen millettir. Özel sektörün borcu da kamununki gibi dövizdir, döviz olarak ödenecektir. Döviz olarak ödenen her borç, bu millete ait kaynağın yabancılara aktarılması demektir.
Halktan saklanan bir başka gerçek de şudur: Özel sektör, dışarıdan aldığı dövizin bir kısmını YTL’ye çevirip devlete satmaktadır. Hükümet, dış borçlanmada özel sektörü yani özel bankaları aracı  kılmaktadır. Bu uygulamadan özel bankalar, büyük kazançlar elde etmektedir. Şöyle ki, özel bankalar, düşük maliyetle aldığı dövizi, daha yüksek maliyetle devlete satıyor, aradaki farkı da cebine indiriyor. Bu kazancı sağlayan bankalara sorarsanız, elbette “ekonomi iyiye gidiyor” diyeceklerdir. Sözün özü, iç borçlanmamız, dış borçlanmaya bağlı olarak artmaktadır. Görünüşte kamunun dış borcu yavaşlamakta, iç borcu artmaktadır. Ama, aslında artan dış borçlardır. 
Şimdi gelin, biraz da AKP’nin dış borcun milli gelire oranının azalmasıyla övünmesini irdeleyelim. Bu da, bir övünç vesilesi olamaz. Zira zikredilen oran, dövizin ucuz, YTL’nin değerli olmasından kaynaklanmaktadır. Döviz yükseldiğinde, bu oran alt–üst olacaktır. Farzedelim ki, döviz yükselmedi ve yükselmeyecektir. Yine bu oran, bir başarı olarak gösterilemez. Çünkü dış borç, milli gelirle ödenmiyor. Onun için milli gelirin artması, borçların ödeneceği anlamına gelmez. Dış borç dövizdir, dövizle ödenecektir. Sürekli cari açık veren bir ülkede, dış borcun milli gelire oranı ile övünmek züğürt tesellisidir. Onu bırakın, dış borç daha az olsa bile, cari açık veren bir ülkede, bu borcu ödeme imkânı yoktur. Kaldı ki, cari açık da bir çeşit dış borçtur. Cari açık sıcak para ile kapatılıyor, sıcak para da yabancıların parasıdır, faiz için gelmekte, faizle birlikte çıkacaktır. Aslında, cari ve bütçe açığını kapatmak için borçlanmak,  batmakla eşanlamlıdır. Bir devlet, ancak yatırım için borçlanabilir. Ülkemizde ise yatırım için borçlanmak tarihe karışmıştır.
Öyle bir hale düştük ki, devlet, kime borçlu olduğunu dahi bilmemektedir.  Hazine, yabancı para cinsinden tahvil ve bono çıkarıyor. Bunları özel ve tüzel kişiler satın alıyor. Kim alıyor? Bilen yok.  İdarecilere bakarsanız, ortalık güllük gülistanlık. Halk da gerçeklerden habersiz. İdarecilerin övünmelerine bakarak teselli buluyor. Bu övünme, dövünmeye dönmeden, halkın uyanmasını ümit ediyoruz.
M.Hilmi Yıldırım--TUNALIM...


Yazının Kategorisi [ EKONOMİ ]
Siyasilerimizdeki en büyük problem: SAMİMİYETSİZLİK

 

 

      Bugün siyasilerimizin en büyük problemi proje olmaması, kaynak olmaması değil. Ülkemizin bütün problemlerini çözebilecek proje de var, bizleri kıyamete kadar geçindirecek kaynak da...
Siyasilerimizin en büyük problemi “samimiyetsizlik”. Problemleri millet adına çözmek gibi bir niyetleri yok.
Eğer siyasilerimizde zerre kadar samimiyet olsaydı;
Ülkemiz üzerinde ciddi hesapları olan, güneydoğu sınırlarımızı tanımayan, ülkemizi bölmek için etnik ayrımcılıkları körükleyen, ülkemizin paramparça olduğunu gösteren haritalar yayınlayan, 11 askerimizin başına çuval geçiren, komşumuz Irak’ta milyonlarca masumu katleden, Kuzey Irak’ta kurdurduğu oluşumla ülkemizi tehdit eden, asırlarca problem yaşamadığımız komşumuz İran’la bizi kapıştırmak, Azerbaycan ile ilişkilerimizi durdurmak isteyen ABD ile stratejik ortaklık yapmazlardı;
Bu stratejik ortaklık denilen şeyin aslında bir kölelik olduğunu anlarlar ve de samimiyetlerinin göstergesi olarak bu gerçeği ilan ederlerdi;
Bizim zerre kadar iyiliğimizi istemeyen ABD ve İsrail için ülke ülke dolaşıp taşeronluk yapmazlardı;
Komşumuz İran’la bizi kapıştırmak için uğraşan ABD’nin ekmeğine sürekli yağ sürmezlerdi…
Eğer gerçekten samimi olsalardı;
3 katrilyon dolarlık maden rezervimizin bulunduğu arazileri, topraklarımızı, kamu şirketlerimizi yabancılara yok pahasına peşkeş çekmezlerdi;
Hazırladıkları petrol yasasıyla devlete ve millete sadece yüzde 2’lik ihmal edilebilir bir petrol geliri, yabancılara ise yüzde 98’lik bir aslan payı bırakmazlardı;
Petrol çıkarma teknolojisine sahip olmamıza rağmen, gelsin illaki yabancılar çıkarsın demezlerdi;
Varlığını yıllardan beri bildiğimiz petrol, doğalgaz, bor, altın, mermer, kömür vs gibi sadece Türkiye’ye değil dünyaya yetecek madenlerimizi devlet millet ortaklığıyla işletirlerdi;
Yabancı maden şirketleri yeraltını talan edecek diye yasa çıkarmazlardı, milletin arazilerine el koyup yabancılara teslim etmezlerdi…
Eğer gerçekten samimi olsalardı;
Yüksek faizlerle borç alarak ülkemizi borç batağına sürükleyeceklerine, kendi milli paramızı devreye koyarlardı;
Böylece her yıl katrilyonlar ödediğimiz faiz paraları millete hizmet olarak kalırdı, sosyal güvenlik, eğitim, yatırım gibi devletin görevleri de artık bir yük olarak ifade edilmez, devletin millete hizmeti olurdu ve vergiler gerçek sahiplerine harcanırdı;
Eğer gerçekten samimi olsalardı;
Misyonerlerin ve kilise evlerinin önünü açarak milletimizi dış güçlerin kirli senaryolarının kucağına atmazlardı;
Yüzde 99 Müslüman olan ülkemizde camileri kendi hallerine bırakıp eski Bizans kiliselerini devlet bütçesiyle tamire kalkışmazlardı;
Azınlık ve yabancı vakıflarının taşınmaz almalarının, dışarıdan sınırsız fon sağlamalarının, eski eserlerine tekrar sahip olmalarının önü açılmazdı, Lozan delinmezdi…
Eğer gerçekten samimi olsalardı;
Bizi Müslüman ve Türk olduğumuz için almayacaklarını defalarca ilan etmiş olan AB’nin kapısında süründürmezlerdi;
Sevr’i yeniden hortlatan AB projelerini, bize tek kurtuluş kapısıymış gibi göstermezlerdi;
Eğer gerçekten samimi olsalardı;
Ülkemiz üzerinde menfur hesabı olanlar onlara hiç “üstün cesaret madalyası” verirler miydi?
Daha birçok olay sayılabilir. Bu maddelerin sadece bir tanesi bile siyasilerimizin samimiyetsizliğini ispatlarken, millet olarak bu vurdumduymazlığımız nedendir?
Yoksa sizde mi “hangi siyasi gelse aynısını yapar” çukuruna düştünüz?
Bir sepette bazı elmalar çürük diye hepsini atacak mıyız, ya da çürük elmalarla yaşamaya sürekli razı mı olacağız, biraz gayret edip sağlamlarını görmekten niye imtina ediyoruz?
Beyler! Samimi siyasetçi arıyorsanız;
IMF projeleriyle, AB hayali ile ve de ABD stratejik ortaklığıyla bu iş olmaz, artık faizle borç almayalım, kendi paramızı basalım, vergilerimizi millete hizmette kullanalım, kendi madenlerimizi devlet millet ortaklığıyla işletelim, milletimiz altın tüccarı, petrol tüccarı olsun, yabancıların her türlü oyununa kapımızı kapatalım, ülkemizde millet–devlet–asker–sivil birlikteliğini temin edelim, milletimizin doğusuna batısına, kuzeyine güneyine ayrım yapmadan herkese adil muamele edelim, sosyal devlet projeleriyle milletimizi sonuna kadar destekleyelim, bizimle problemi olmayan komşu ülkelerle çıkar ilişkileri kuralım, bize düşmanlık edenlerin de kulağını çekelim,… diyenleri ve bunları yapacak projesi olanları desteklemeliyiz.
Böyle siyasetçi var mı?
2002 seçimlerinde de, 2007 seçimlerinde de hep bunları daha fazlasını ifade eden ve Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet Milli Devlet eserleri ile de yapacakları bütün icraatların altyapısını bilimsel zeminde oluşturan ve dünyanın sayılı bilim adamlarına bu projelerin mükemmelliğini onaylatan bir siyasi lider var: BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş.
Prof. Dr. Haydar Baş sunduğu projelerle ve de milletimiz adına çektiği çileli bir hayatla samimiyetini her noktada ispatlamış bir liderdir.
Unutmayalım ki, milletimiz, samimi lideriyle buluştuğu an şaha kalkacaktır.
Murat Çabas-TUNALIM...

Yazının Kategorisi [ KÜLTÜR ]