blog ara « önceki blog  |  sonraki blog »  |  şikayet et giriş  

Fransızlar Türbülans Sever

 

Hepimiz birkaç tane Fransız filmi seyretmişizdir. Tutkulu, kavgalı, inişli çıkışlı bu kadar aşk filminin Fransızlardan çıkması elbette tesadüf değil. "Aşk Şehri Paris", "Fransız Öpücüğü", "French Bed" gibi bir sürü klişenin de...

 

Kendi yarattıkları bütün klişelere inanan Fransızlar aşk hayatıyla polit hayat arasına kalın bir çizgi çizmeyi başarmışlar zaman içinde. Neredeyse bütün Fransız devlet adamlarının aşk hayatları en hafif tabiriyle bir acayip. Şimdi bu kervana tüyü bitmemiş başkan Sarkozy de katılıyor ve fırtınalı evliliğini nihayet sonlandırıyor. Politikacılarını özel hayatlarında bu kadar serbest bırakmak hoş bir özellik tabii. Her zaman fransızlar karşısında gizli bir aşağılık kompleksi yaşamış Amerikalıların da tam tersi bir duyarlılık geliştirmiş olması da ilginç. Baksanıza Clinton'ın başına gelenlere.

 

Evet, Fransızlar türbülans sever. Ne yazık ki özel hayatlarındaki türbülansla politikadaki türbülansı da birbirinden ayıramıyorlar. O yüzden her 10 yılda bir Paris'in sokakları kanla yıkanıyor.

 

Biz İtalyanlar hakkımızdaki tüm klişelere nağmen sükunet severiz. Hele aile ortamında. Vakti zamanında, ABD'ye yapılan tüm yasadışı ticareti Fransızların elinden almamızda da bunun katkısı büyüktür. Hikayeleri Borsalino filminde ölümsüzleşmişti, hatırlarsanız. Bizim yeniyetmeliğimizde daha genel bir isimle French Connection diye bilinirdi bu örgüt. (Şimdi böyle bir tekstil markası var. Nerden nereye?)

 

Biz İtalyanlar yavaş yavaş ve emin adımlarla French Connection'ı yedik. Çünkü onlar türbülans seviyordu. Bu onları neredeyse kendi kendine bitirdi.

 

Sarkozy'den French Connection'a nasıl geldim bilmiyorum. Yaşlılık işte! Neyse diyeceğim o ki, Sarkozy'de türbülans seven Fransızlardan. Eşi bacımızdır bir şey diyemem ama Fransa bunca asır sonra Amerikalılara hayran bir başkan görüyor. Bu da ayrı bir aşağılık kompleksi olsa gerek.

 

Günün sözü:"Ailesiyle vakit geçirmeyen bir erkek gerçek erkek değildir."

 

Sınır Ötesi Operasyon

   

 

Yıllar, Aylar, Haftalar, Günler geçirdik sınır ötesi operasyon diye diye. Öyleyse soralım: "Sınır Nedir?"

 

Haritada sınır çizmek kolaydır, genelde o sınırı harita üzerinde çizenler aşağı inip bakmamışlardır. Türkiye ile Irak arasındaki coğrafyada da sınırın sınırla bir alakası olmadığını biliyoruz. İki kuş yanyana uçsalar biri Türkiye vatandaşı diğeri Irak vatandaşı sayılabilir neredeyse. Bu tür coğrafyalardaki sınırlar barış ve huzur zamanlarında pek önem arz etmez. Çobanlar koyunlarını o ülkeden o ülkeye otlatır, yaşar gider.

 

Ama sınırın iki tarafında savaşan güçler varsa coğrafya bir sorun haline geliverir. Hangi sınır, hangi ülke, kimin hükümranlığı derler.

 

Ülkeleri bir yana bırakalım. Kendi uzmanlık alanımdan örnekle dalayım mevzuya. Sokaklarda bu durum hasıl çözümlenir: Arka sokağın hakimleri, ön sokağın hakimlerine saldırıyor, mekanlarını basıyor, ön sokaktaki bazı adamlar da onlara yardım ediyor. Bu durumda önce kendi sokağımdakileri haklayayım demeyiz biz. Bunu tavsiye edecek Consiglerie'yi de önkoltukta arabayla gezintiye yollarız biz. Biraz hava alsın, beynine oksijen gitsin diye.

 

Bu durumda Aile önce arka sokaktan gelen saldırıları keser. Önce sokağın hakimi kim, onu ortaya koymak gerekir çünkü. Bunun için Tetikçileri yollarsınız arka sokağın sınırını 10 metre aşar, yere tebeşir çizer. Tahmin edebileceğiniz gibi semboliktir bu. Arka sokağın sakinlerine "sizinle derdimiz yok ama sizdeki gürültücülerle dertliyiz" demektir bu. Deriz ki arka sokağa: "Sınır dediğin kuş misali. Bak demin oradaydı, şimdi burada!" Bu İngiliz sınır üslubudur. Mümkün olduğunca sallama bir çizgi halinde çizeceksin sınırı. Arkasından ekleriz: "Annadın mı?" Bunu yaparak,

 

1. sokağımızın sakinlerini koruma altına alırız, çatışma alanını sınırın ötesine taşırız

2. diğer sokağın farklı gruplarını birbirleriyle çatışmaya zorlarız. Çünkü kimse kendi çöplüğünde huzursuzluk sevmez. Tıpkı bizim sevmediğimiz gibi.

 

Sonra ne mi olur? Kısmet!

 

Sizlere veda ederken 1. geleneksel vecizemi de söyleyeyim: "Tattaglia pezevengin teki. Kendi başına Sonny'i haklaması mümkün değildi. Ama baştan beri bunun Barzini'nin planı olduğunu ancak bugün anladım."