blog ara « önceki blog  |  sonraki blog »  |  şikayet et giriş  
Nisan 2008 Yazıları
Kırmızı çizgiler...
Özgürlükler...
Çoğunca yaratıcılığın temel faktörlerinden biri olmasına karşın bazen de yaratıcılığın önünde engel de teşkil edebilen sihirli sözcük. Uğruna gerektiğinde dünya savaşları çıkartılan, kanlar dökülen, canlar alınan ve bedeli çok ağır ödenerek elde edilen bir ütopya...
Ortak yaşamda çok tartışmalı konuların başında gelen kavram kargaşalarına kıvılcım olan şeytan kimilerine göre...
Hayat aldığımız nefeslerle sınırlı ve sayılı günlerle mahdut bir değer...
Özgürlük ise sınır tanımayan, sınırları belirlenemeyen ve çoğunca hudutları sahip olan tarafından belirlenen bir ütopya.
İşyaşamını elealdığımızda özgürlük kavramı daha bir girift hal alıyor.
İşyaşamı özgürlükle bağdaşmıyor görünsede aslında başarıyı besleyen bir etken olmasına rağmen maalesef işverenlerin çizdiği kırmızı çizgilerle dar alana hapsolunmuştur. İşyaşamında disiplin başlığı altında öne sürülen bu kısıtlamalar bir anlamda verim olarak işe yansıdığı iddia edilse de aslında üretkenliğin önünde bir engeldir.
Mesai saatleri içerisinde iş verimi adına konulan bazı kısıtlamalar çalışanın özgüveninden iş verimine birçok kısıtlamayla çalışanın iş huzuruna etki ederek sonuçta mutsuz ve motivasyonu düşük çalışanlar ordusu üretmektedir.
Yapılan araştırmalar da daha özgür ortamlarda çalışanların belli kalıplar dahilinde çalışanlara oranla daha üretken olduğunu ortaya koymuştur. Freelance tabir ettiğimiz alan çalışanlarındaki hızlı artış da bu göstergelerin doğruluğuna işaret etmektedir. İşyaşamının kırmızı çizgileri sürekli mutsuz çalışanlar ve kısır bir işyaşamı üretmekte iken serbest çalışma olanaklarına sahip çalışanların performansları gözlemlenebilir oranda daha üretken ve başarılı sonuçlar ortaya koymaktadır.
Mesleki olarak örnek vermek gerekirse günümüz medya çalışanlarının içinde bulundukları durum bu konuda aydınlatıcı olabilecektir. Bir kuruma bağlı çalışma hayatı baz alındığında çalışanın işyaşamı önce birim şeflerine, departman müdürlerine ve direkt patrona bağlı olmak gibi girift bir hiyerarşi içindedir. Medya mensubunun elde ettiği sonuçlar aslında patronun belirlediği çizgilerin üzerine asla çıkamamaktadır. Medya etiği diye anılan değerler de aslında patronun kırmızı çizgileri dahilindedir. Patornun icazet vermediği alanlarda çalışma yapmak hürriyeti mevcut olmamakla birlikte günümüz medya çalışanları özgün projeler yaratarak hayata geçirebilme şansına da sahip değillerdir.
Çoğunca bizzat kendi işyaşamımda da şahit olduğum ve yaşadığım bazı olaylar bunun en keskin delili niteliğindedir. Diyelim sosyal çerçeveli bir çalışma hedefleyerek bir projeye kalkışıyorsunuz. Önce şefinizi, ardından müdürünüzü ve kesinlikle patronunuzu bu konuya ikna etmeniz gerekiyor. İkna koşulu ise kesinlikle "dönüşüm" denilen yani kesinlikle kuruma artı kazanç sağlayacak bir proje olması zorunluluğu... Yönetiminiz elbette para kazanmayacağı projelere yatırım yapmak şöyle dursun böylesi fuzuli iştigale harcayacağınız mesaiye bile tahammül etmeyecek sonuçta siz kucağınızda nurtopu gibi projelerle kalakalacaksınızdır. Sonuçta önce heyecanınızı sonra azim ve özgüveninizi ve sonrasında kendinizi ve kişiliğinizi yitirmek durumunda kalıyorsunuz.
Koyulan kırmızı çizgiler her ne kadar kanuni gerekçelere dayanıyorsa da yukarıda da zikrettiğim gibi kesinlikle üretkenliğin önünde aşılmaz bir settir. İşyaşamı özgürlükle bir arada anılamayacak kadar kırmızı çizgilerle kuşatılmıştır. Yukarıda medyadan örneklediğimiz çalışma içerisindeki profesyonel sadece patronu ve yöneticilerinin çizdiği çizgiler dahilinde üretmek zorunda kalarak kısırlaştrılmaktadır. Sonuçta da ortaya şu tablo çıkmaktadır: Kısır döngüye mahkum çalışma hayatı... Robot çalışanlardan örülü bir işyaşamıyla başbaşa mutsuz çalışanlar.
Ve elbette kurumsal olarak çizilmiş kırmızı çizgiler arasında ruhu ve başarı açlığı körlenmeye yüztutmuş profesyoneller ordusu çıkıyor ortaya.
Ve sonrasında haklı ve acımasız eleştiriler; neden sosyal içerikli çalışmalar olmuyor?
Olamıyor...
Kırmızı çizgiler sosyal yaşama dair projelere hayat şansı tanımıyor.
Sonuç olarak işyaşamının üretkenliğinin dinamosu özgürlük kırmızı çizgiler arasında sadece bir ütopya olarak kalarak hayat şansı bulamıyor.
Yorum Ekle Yazının Kategorisi [ DENEMELER ]