Mahalle baskısı son günlerin en gözde laflaması olarak güncelliğini yitirmeden trendini sürdürüyor...
Mahalle baskısı dedikleri şey, eskiden bizim toplumsal görgü ve yaklaşımlar olarakdilegetirdiğimiz birşeydi...
Yani diyelim dulsunuz...
Pardon, dul bir bayansınız...
Namusunuz mahallenin eşrafından sorulur...
Öyle takıp takıştırıp, sürüp sürüştürüp uluorta dolanamazsınız ortalıkta...
Bir diğer taraftan bakıldığında...
Mahalleli olarak yani...
O bayan...
Mahallenin en korunası malıdır...
Değeridir...
Bizim mahalle de son zamanlarda örtülü bir gündem mevcut...
Kahvede, barda, sinema aralarında, pazarda, çarşıda, bakkalda ve hemen hemen heryerde mevzu TÜRBAN...
Gıdıdan mı bağlasak...
Tepeden mi sallasak...
Sarımsaklasakda mı sallasak...
Sarımsaklamasakda mı sallasak...
Bütün mevzumuz türban...
Nineme sorarsanız...
Valla diyor... Ben bildim bileli kendimi tülbent bilirim... Turban denen şey gavur şeyi...
Amcam keza: Valla anamın bağladığına biz başörtü derik...
Dedem daha moderen: Baş bu kapalımış açıkmış ne yazar... At bir yazma kafaya, yürü babam Urfaya...
Mahalle baskısı olmuş bu mahalle görgüsünün yeni tanımı...
Mahalle baskısı bir takım kuralların dayatılması...
Bize de şimdi türbanı tartışmayı dayattılar ya...
Ancak yine de en önemli gündemimiz market çırağının kızları rontlaması...
Baskıysa baskı...
Görgü ise en alası...
Nasıl oluyorda rontçu oluyor bu çocuklar...
Mevzunun özü, hası bu...
Baskı maskı hikaye...
O kadar!